Zor zamanlardan geçiyoruz, bunu inkâr etmenin bir anlamı yok. Sokakta yürürken insanların yüzüne bak, eskisi gibi değil; bakışlar daha yorgun, gülüşler daha kısa, sohbetler daha yüzeysel. Sanki herkesin içinde görünmeyen bir ağırlık var, kimse tam olarak anlatamıyor ama herkes hissediyor. Kalpler biraz huzursuz, zihinler biraz kalabalık, güven duygusu ise eskisi kadar sağlam değil. İnsanlar artık sadece yorgun değil, aynı zamanda temkinli. Eskiden bir selamla başlayan samimiyet, şimdi bir ölçüp biçmeyle başlıyor. Çünkü herkes bir şeyler yaşamış, bir yerlerden kırılmış, bir şekilde yorulmuş.
Ama işin garip tarafı şu; hayat hiç bu kadar zorlayıcıyken aynı zamanda hiç bu kadar öğretici de olmamıştı. Belki de ilk kez bu kadar net görüyoruz kim gerçek, kim geçici; ne kalıcı, ne gelip geçici. Eskiden önem verdiğimiz birçok şeyin aslında ne kadar önemsiz olduğunu, ertelediğimiz küçük mutlulukların ne kadar kıymetli olduğunu, “sonra yaparım” dediğimiz şeylerin bazen hiç yapılamadığını öğreniyoruz. Zor zamanlar insana sadece sabretmeyi değil, seçmeyi de öğretiyor. Kimi hayatında tutacağını, kimden sessizce uzaklaşacağını, neye gerçekten değer vereceğini…
Herkesin hayatında görünmeyen bir mücadele var artık. Kimisi iş yerinde sessiz bir savaş veriyor, kimisi ailesinde, kimisi kendi içinde. Dışarıdan bakınca her şey normal gibi görünüyor ama iç dünyalarda fırtınalar kopuyor. İşte tam da bu yüzden, artık en büyük ihtiyaç anlaşılmak. Birinin “seni anlıyorum” demesi, uzun uzun nasihatlerden daha kıymetli hale geldi. Çünkü insanlar çözümden önce hissettiklerinin görülmesini istiyor.
Ve tüm bunların içinde, aslında çok küçük ama çok güçlü şeyler var hâlâ elimizde. Birine içten atılan bir mesaj, samimi bir “nasılsın”, beklenmedik bir gülümseme… Belki dünya değişmez ama bir insanın günü değişir. Ve bazen bir günün değişmesi, bir hayatın yönünü değiştirir. Biz çoğu zaman büyük şeylerin peşinden koşarken küçük iyiliklerin etkisini küçümsüyoruz. Oysa insan en çok küçük şeylerle toparlanır. Bir çayın buharında, bir dostun sesinde, bir anlık kahkahada…
Bugünler geçecek mi? Evet, geçecek. Çünkü hiçbir duygu sonsuz değil. Ne yorgunluk kalıcı, ne kırgınlık, ne de bu ağır hisler. Ama önemli olan şu: Bu günlerden nasıl çıkacağız? Daha sert, daha kapalı, daha güvensiz mi… yoksa daha farkında, daha seçici ama hâlâ kalbini tamamen kapatmayan biri olarak mı? İşte bütün mesele burada başlıyor. Çünkü hayat sadece başımıza gelenlerden ibaret değil, o yaşadıklarımızdan nasıl biri olarak çıktığımızla ilgili.
Belki artık eskisi kadar saf değiliz, belki daha çok düşünüyor, daha az güveniyoruz. Ama bu tamamen kötü bir şey değil. Bu, aslında büyümek. Kendi sınırlarını çizmek, kendini korumayı öğrenmek, ama yine de içindeki iyiliği tamamen kaybetmemek. Çünkü ne olursa olsun insanı insan yapan şey hâlâ aynı: merhamet, anlayış ve içtenlik. Bunlar azaldığında dünya gerçekten zor bir yer haline geliyor, ama biri bile bunları yaşatmaya devam ettiğinde her şey tamamen kararmıyor.
Unutma, herkesin hayatı dışarıdan göründüğü gibi değil. Gülümseyen birinin içinde kırıklar olabilir, güçlü görünen biri aslında yorulmuş olabilir. O yüzden artık yargılamak yerine anlamaya çalışmak, eleştirmek yerine biraz alan tanımak gerekiyor. Belki de bu dönemin bize en büyük öğretisi bu: Daha yumuşak olmak. Kendimize karşı da, başkalarına karşı da.
Ve en önemlisi… kendini unutmamak. Bu kadar koşturmanın, düşünmenin, mücadele etmenin içinde insan en çok kendini ihmal ediyor. Oysa bazen durmak gerekir. Biraz nefes almak, biraz uzaklaşmak, biraz sessiz kalmak… Kendine dönmek. Çünkü insan kendine iyi gelmeden hiçbir şeye iyi gelemez.
Belki bugün her şey istediğin gibi değil. Belki planların tutmadı, belki insanlar hayal kırıklığı yarattı, belki hayat seni hiç beklemediğin bir yerden zorladı. Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Hayat bazen en güzel başlangıçlarını en yorgun anların içine saklar. Sen devam ettikçe, sabrettikçe, vazgeçmedikçe bir yerlerde bir şeyler değişmeye başlar. Belki hemen değil, belki hızlı değil ama mutlaka.
O yüzden bugün kendine küçük bir söz ver: Her ne olursa olsun içindeki iyiliği tamamen kaybetmeyeceksin. Daha dikkatli olabilirsin, daha temkinli olabilirsin ama kalbini tamamen kapatmayacaksın. Çünkü bu dünya, zor da olsa, hâlâ iyi insanların omuzlarında dönüyor. Ve belki de birinin ihtiyacı olan o küçük iyilik tam olarak sensin.
Zaman zor olabilir ama insan hâlâ güçlü. Kalpler kırılmış olabilir ama hâlâ atıyor. Umut azalmış olabilir ama tamamen bitmiş değil. Ve bazen tek gereken şey, yeniden hatırlamak: Geçecek. Bu da geçecek. Ama sen nasıl biri olarak kalacaksın, işte o kalacak.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere sevgimle kalın kıymetli okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR






















Yorum Yazın