Gezmeyi çok sevdiğimden eskilerin tabiriyle “İstanbul kazan, ben kepçe” turlar dururum.
İstanbulda yaşamak zordur, hayat pahalı, kiralar uçmuş, belirli bir geliriniz, daha da önemlisi başınızı sokacağınız bir eviniz yoksa yandınız… bugünde kızım Berfu ile İstanbul turu yapalım dedik, önce vapurla bir boğaz turu, tavşankanı çaylarımızı Emirgan çınar altında, çok sevdiğim kıymalı böreğimiz Sarıyerde ünü dünyaya yayılmış, ama sokak arasında konumlanmış gösterisiz, sıradan bir mekan gibi gözüken “Tarihi Sarıyer Börekçisi”de yedik, canım Sarıyere gelipte, Sarıyer muhallebicisinden “Su muhallebisi” yemeden geçmek olmazdı, midemizi iyice doldurduktan sonra yola koyulduk…..
Ben halktan biriydim, halkın arasında olmalıydık, önce minibüs, sonra Hacıosmandan Metro derken, kendimizi Beyoğlunun göbeğinde bulduk…
Güneş artık yavaş yavaş kayboluyordu, istiklal caddesinde mağaza vitrinlerine baka baka Taksime doğru çıkıyorduk, sokak çalgıcıları bana vazgeçilmez haz verirdi, kızım hernekadar kolumdan çekiştirip -Anne Tramvaya binelim desede, ben Beyoğlunun o değişik havasını içime sindirmek istediğimden bu teklifini kabul etmemiştim,
Neyse sözü uzatmayayım, Taksime vardık, taşıt trafiği yoktu ama insan trafiği vardı, Taksim anıtında hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenler adeta sıraya girmişlerdi, eh artık akşamda olmuştu, yorulmuş, karnımızda açıkmıştı… sağa sola baktık, gözümüze ilişen ilk rast food restaurantından içeri girdik, siparişlerimizi verdik ve önümüze gelen mönü yü yemeğe başlamıştık ki, dikkatimi çekti
Sağ tarafımdaki masada bireyler yiyen çift kalkarken masaya başka bir çift oturdu, hemen kalan tepsilere yönelip önceki masadan kalan Hamburger ve patates artıklarını yemeye başladılar… Hayatımda ilk defa böyle birşeyle karşılaşmıştım, gözlerim doldu, boğazım kilitlendi…Kızıma gözümle yandaki masayı işaret ettim, o da çok üzüldü… Hemen masadan kalktım kasaya iki mönü ısmarladım ve tepsileri aldığım gibi o masaya götürüp artıkları yemeye çalışan çifte verdim, şaşırdılar, Gözlerimin içine bakıp Ablam allah senden razı olsun dediler, konuşamıyordum… yutkundum, birşey diyemedim, çantamı açtım kalan paralaları masaya bıraktım uzaklaştım…
Sormadım hayat hikayelerini, soramadım… soramazdım… ve sonra düşündüm, Aklıma peygamberimizin bir hadisi geldi “Yanıbaşındaki komşusu aç yatarken, tok yatan mümin değildir” demişti…
Bazen isyan ederiz ya, hayır hayır, hiç isyan etmeyelim, biz karnımız tok yatarken o kadar aç yatan insan varki.. hep onları düşünürüm ben hep onları… Biraz üzdüm sizi değilmi, neyse haftaya başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlacakla…
Seçil Eskioğlu
Gazeteci - Yazar
Yorum Yazın