Eskiden kapılar çalınırdı, şimdi telefonlar çalıyor. Eskiden bir misafir geldiğinde kapı açılır, “hoş geldin” denirdi; bugün ise bir bildirim düşüyor ekrana ve çoğu zaman “linke tıklar mısın” cümlesiyle başlıyor her şey. Zaman değişti diyoruz ama aslında değişen sadece zaman değil; güven duygumuz, birbirimize bakışımız ve içimizdeki o saf, sorgusuz inanış da yavaş yavaş değişti. Bir zamanlar dolandırıcılık dediğimiz şey uzakta olan, nadir duyulan, genelde “başkalarının başına gelen” bir olaydı. Şimdi ise neredeyse herkesin ya doğrudan yaşadığı, ya son anda fark edip kurtulduğu ya da mutlaka bir tanıdığından duyduğu çok daha yakın ve gerçek bir durum haline geldi.
Artık bir mesaj geliyor ve “adınıza işlem yapılmıştır” deniyor, bir telefon çalıyor ve “kargonuz var” diye başlayan cümlelerle karşılaşıyorsun ya da bir link düşüyor önüne ve bankandan geldiğini düşündüğün bir bildirim seni acele etmeye zorluyor. İşte tam o anda, sadece bir saniyelik dalgınlık, bir anlık güven ya da “bir şey olmaz” düşüncesiyle yapılan küçücük bir hareket her şeyin başlangıcı olabiliyor. Çünkü dolandırıcılık artık sadece para çalmak değil; insanların güvenini, huzurunu, yıllarca biriktirdiği emeğini, hatta bazen psikolojik olarak kendine olan inancını bile elinden almak anlamına geliyor.
En çarpıcı olan ise bunun artık belli bir yaşa, mesleğe ya da eğitim seviyesine bağlı olmaması. Gençler çoğu zaman “ben anlarım” diyerek kendine güveniyor ama en hızlı tıklayan yine onlar olabiliyor. Orta yaş grubu “ben dikkatliyim” diye düşünüyor ama en çok hedef alınan kesim haline geliyor. Büyükler ise “bize bir şey olmaz” diyerek kendilerini güvende hissediyor ama çoğu zaman en ağır mağduriyetleri onlar yaşıyor. Çünkü mesele aslında zekâ değil; mesele insan olmak. Güvenmek, inanmak, yardım etmek istemek… Dolandırıcılar da tam olarak bu insani duyguların üzerine kuruyor sistemlerini. Teknolojiyi değil, insanın içindeki iyiliği kullanıyorlar.
Dünden bugüne bakıldığında değişen tek şey yöntemler. Eskiden kapıya gelen yabancıdan şüphe edilirdi, şimdi ise cebimizde taşıdığımız telefonun içindeki görünmez dünyaya karşı dikkatli olmak zorundayız. Çünkü artık tehlike uzakta değil; tam anlamıyla ekranımızın içinde. Üstelik teknoloji geliştikçe kendimizi daha güvende hissedeceğimizi düşündük ama aslında daha fazla açık verir hale geldik. Her yeni uygulama, her yeni kolaylık hayatımızı hızlandırırken aynı zamanda yeni riskleri de beraberinde getirdi.
Bugün gelinen noktada dolandırıcılık sadece bireysel bir sorun değil, toplumsal bir gerçek haline geldi. Gün geçmiyor ki yeni bir yöntem, yeni bir hikâye, yeni bir mağduriyet duyulmasın. İnsanlar artık sadece paralarını değil, huzurlarını da korumaya çalışıyor. Bu yüzden en büyük ihtiyaç farkındalık. Çünkü bir kişi bile durup düşünürse, bir kişi bile gelen mesaja sorgulayarak bakarsa, bir kişi bile acele etmezse zincir kırılmaya başlar.
Unutulmaması gereken çok net gerçekler var: Hiçbir banka senden şifre istemez, hiçbir resmi kurum seni panikle arayıp işlem yaptırmaya çalışmaz ve hiçbir gerçek fırsat seni aceleye getirmez. Acele varsa, baskı varsa, korku varsa orada durup bir kez daha düşünmek gerekir. Çünkü bu yeni düzende en büyük güç teknoloji değil; bilinç, sorgulama ve temkinli olma alışkanlığıdır.
Belki artık eski bayramlardaki gibi kapılar çalınmıyor, belki o eski güven duygusu eskisi kadar güçlü değil ama bu tamamen kaybolduğu anlamına gelmez. Yerini daha bilinçli, daha farkında bir güven anlayışı alıyor. İnsanlar artık sadece iyi niyetle değil, aynı zamanda bilgiyle hareket etmek zorunda. Kendini korumak, sevdiklerini uyarmak ve farkındalık yaratmak bu çağın en önemli sorumluluklarından biri haline geldi.
Sonuçta bazen hayatı değiştiren şey çok büyük kararlar değil, küçücük bir “dur” anıdır. O linke tıklamadan önce verilen bir saniyelik mola, o telefona hemen inanmamak, o mesajı sorgulamak… İşte tüm farkı yaratan şeyler bunlar. Çünkü artık biliyoruz ki en değerli şey sadece paramız değil; güvenimiz, huzurumuz ve iç rahatlığımızdır. Ve bunları korumanın yolu da her zamankinden daha fazla bilinçli olmaktan geçiyor.
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere sevgimle kalın kıymetli okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR






















Yorum Yazın