Yine bugünlerde dilime rahmetli Kayahan’ın bir şarkısı pelesenk oldu, “Bizimkisi bir aşk hikayesi” diye başlıyordu, ama ben sözlerde intihal yaptım başlığı “Onunkisi bir aşk hikayesi” diye attım.
Aslında bugün, yasak ama ölümsüz bir aşk hikâyesini kaleme almak üzereyken, editörüm telefon açtı, aman Seçil hanım , “Dikkatli yazın !” İnanın deyince iştahım kaçtı,
-Sen de mi Brütüs!” diyecektim, olmadı çünkü o da haklıydı.
Son zamanlar her ne yazdıysam, başım ağrıyor herkesi memnun edemezsin ya,
Kasılıyorum!
Yok onu yazma, şunu yazma, bunu yazma…….
Bazen Ege şivesiyle isyanları oynuyorum “ Yetti gari ama haaaa… “
Ne yazsam?
İşte bir laf salatası; “Mutluluk bir seçimdir, her şey insanın kendi elinde”
Öyle mi?
İnsanların birbirleriyle, kalıplaşmış cümlelerle konuşup anlaştığı bir devirde, ben de bu sözün cılkını çıkartsam hiç fena olmaz eğer mutluluk seçimse, her şey elimizdeyse eğer, doğruluğunu tespit edip inanmak istemiyorum değil ama yanlış. Hiç kusura bakmayın, şu gezegende elimize verilmiş bir tencere var, onun içindekileri, pirincin taşlarını ayıklar gibi ayıklıyoruz, hepsi bu! Bu tencerenin kapağına kadar, başkaları tarafından tasarlanıp üzerine örtülmüş ve bunu “sen seçtin” telkinlerine inandırılmışız gibi geliyor bana.
Anneni babanı bile seçemediğin yetmiyormuş gibi, o seçemediğin insanlar, sana istediği ismi veriyorlar. Soyadlarına kadar, daha ne verecekler? Sen ilerde onları beğensen de beğenmesen de kabulleneceksin ve bir ömür herkes sana o seçmediğin isimle seslenecek.
Dahası, senin ileriye dönük ruhi alametlerini bilmeden, ya vaftiz edecek, ya kulağına ezan okuyacak, sünnet edecek, belki de zemzem suyuyla yıkayıp inancının kararını verecekler.
Bulunduğun coğrafya her neresiyse, oradaki kanunlara boyun eğmen söylenecek. Örfler, adetler, ahlak ve görgü kurallarına kadar, birilerinin hazırladığı prensiplerle kuşatılacaksın. Acı gerçek bütün bunların hiç biri, senin seçimin değildi elbet, dahası, hayat boyu çalışman gereken mesleği de seçmedin?
Ya tutarsa, ya çıkarsa hesabıyla bir bölüme girmedin mi?
İstisnalar bir köşede beklesinler…
Şimdi bana gösterebilir misin, şuraya kadar, hangisi senin seçimindi? İnsanın kendi seçemediği hayatta mutlu olması mümkün müdür? Bütün bunların üzerine, bir bardak ayran içip, “mutluluğum da benim seçimimdi” veya “hayatım elimdeydi” diyebiliyor musun? Hayır!
Sen var ya, sen aslında taa başından beri savrulan hazan yapraklarından, denizdeki karaya vuran dalgalardan hiçbir farkın yok! Bunu kabul et yeter! Çünkü bunlar seni, razı olmaya mahkûm edecek. her an her saat, üzerimize gelen biyolojik, psikolojik, sosyal şartlar nedeniyle hayatımıza yön verilecek. Biz taşları süzüp ayıklayarak kendimizi tatmin edeceğiz.
Hayat devam ediyor sıra geldi barınmaya…. Yaşamak istediğin evde değil, her zaman beddua ettiğim Likyalıların o buluşu var ya, cebindeki kâğıt parçasının gösterdiği yönde ev arayacaksın, tuttuğun eve de cebin karar verecek, sen değil hâlbuki mekân o kadar önemli ki, bir iklim bir insana iyi geliyorken, öküz için sağlıksız olabiliyormuş.
Ve zaman su gibi akıp gidecek, yirmili yaşı geçip, kemik teşekkülün tamam olduktan sonra, bir ömür eline verilen tenceredeki taşları ayıklayarak yaşlanacaksın. Zira hayat paylaşımı adına, karşına çıkan bir erkeği veya kadını “sana uyar mı uymaz mı?” uzun bir testten geçirme şansın hiç yok.Hayat öyle kısa ki, her kimle evlendiysen, “ölmek var, dönmek yok!” hesabı, elindekiyle yetinmeni söyleyecekler.
Ve anlayacaksın ki, bir ömür duyguların, zevklerin, arzuların yerinde sayacak. Ömrü billah, sol yüzük parmağına mahkûm edecekler seni baktın olmuyor, Pollyanna’yı okuyup hatim edeceksin, gün olacak haksız yere hakaret edecekler sana, dayak yiyeceksin hemde öyle acımasızki, karnındaki canın önemsenmeyecesine dayak yiyeceksin, peki bunları hakediyormuydun, hayır…. Kader diyelim… Şans diyelim,
Hâlbuki sen, bir zamanlar, en yüce duygunun “sevmek” olduğuna inanmıştın, sevginin mutlu olmak adına en ebedi anahtar olduğuna tam ikna oldum derken, şimdi de tutup bir başkasını “sevdim” dersen, şerefsiz, namussuz, karaktersiz olacaksın. Ne var ki o aşk denen şey, insan beyninde çıkan bir ur, senin elinde değilse, o da aynen öyle olmasına rağmen, toplumun kuralları dikenli bir kaktüs gibi karşına dikilecek. Sen nasıl seversin?” diye hesap soracaklar. Damarlarına yer etmiş olan kıskançlık illetini gizlemek adına, dinin kurallarını işine geldiği gibi önüne koyacaklar.
Ve sana haykırıyorum, sana sesleniyorum Ey Aşk!
Aldığım nefesten tut da, ömrümü her taraftan kuşatmışsın da haberim bile yok!
Yazdıkça insanın yazasım geliyor, ama, ne çareki köşemiz doldu, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlacakla Habercaddesi okurlarım… Sizleri çok seviyorum
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETESİ - YAZAR
Yorum Yazın