Sevdiğim bir kadim dostum var; Aleyna, geçenlerde ameliyat oldu, safra kesesinden…. Bakırköy Dr.Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma hastanesinde yatıyordu, bende arkadaşlık dostluk, hep iyi gününde değil, zor günlerinde de arkadaşının yanında olmaktı neyse lafı uzatmayayım, önce Marmaray, ardından metrobüs derken yaklaşık iki saat içerisinde arkadaşımın odasındaydım…
Hasta ziyareti kısa olur derler, kısa sohbet ve biraz oturmadan sonra yanından ayrıldım, bahçeye indim, eve dönmeye hazırlanıyordum ki etrafımı bir kolaçan edince karşıma başka bir hastane tabelası ilişti “Bakırköy Prof.Dr.Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesi” hiç tereddütsüz hastane bahçesine girdim, dolaşıyorum, Rodin’in ünlü Düşünen adam heykeli beni karşıladı, heykelin yanına iliştim etrafı gözlemlemeye başladım… Allahım elbette her hastalık zordur ama Akıl sağlığı hepsinden den daha zor… diye düşünürken…
Karşımdaki park kanepesinde oturan, kendi halinde, oldukça normal davranan, yüz çizgilerinden ellisini devirmiş olduğunu düşündüğüm bir adamla göz göze geldim, bir kaç kafamı çevirsem de, o gözlerini üzerimden hiç çekmedi acaba kıyafetimden mi beni süzüyor diye kendi kendimi süzdüm,… yooo bende bir anormallik yoktu.. onun kıyafetlerinden anladığım kadarıyla hastane misafiriydi, hasta demeye dilim varmıyor şimdi, hepimiz oraya düşebilirdik, önce biraz çekindim, sonra cesaretimi toplayıp küçük adımlarla yaklaştım yanına. "sigara versene" dedi hemen, sigara kullanmıyordum, kibarca sigara kullanmadığımı belirttikten sonra “Neden buradasınız?" demiş bulundum, keşke demez olaydım, tekrar gözlerini dikti üzerime, kırpmıyordu bile, ürkmedim desem yalan olur..
"İyi günler" dileyerek uzaklaşmaya karar verdim. "Belkide yanlış bir soru sormuşumdur, belki canını sıkmışımdır ya da ne bileyim adam deli işte!" diye geçirdim içimden, yani kısaca korktum ;
“Sen neden burada değilsin?" diye bağırdı arkamdan.
Öyle bir bağırdı ki, arkamı dönmeye korktum, cinnetle bağırır gibi…Bir anda korkudan dondum kaldım, cesaretimi toplayarak döndüm yüzümü, olduğum yerde, yaklaşmadan baktım yüzüne, bu sefer sesini daha da yükselterek, tekrarladı;
"Sen neden burada değilsin ? Onca sahtekarın, onca vicdansızın, onca ihanetin içinde durabilmeyi nasıl başarıyorsun ? Konuşsana nasıl başarıyorsun ! Kadınların kahpece vurulduğu, çocukların taciz edildiği,, çiçeklerin koparıldığı, sevgilerin bozuk para gibi harcandığı, umutların tükendiği, renksiz, yapay bir dünya var dışarıda, gürültüsünden uyuyamadığım, kirli, kibirli, kaba bir dünya var, çıkarları uğruna seni, çakıyla son model arabayı çizer gibi çizecek binlerce insan var, kanını emecek bir sürü vampir, seni kullanılıp, kullanıp, sonra köşeye atılmış pis bir mendil gibi hissettirecek bir sürü şerefsiz var o dünyada, sen neden burada değilsin ?"
Gözlerim doldu, haklıydı, yerden göğe kadar haklıydı… her harfi ile
Hızla oradan uzaklaşırken kafamı başka düşünceler sardı, o deli deyip korkup uzaklaştığım Akıl hastanesi misafiri olan şahıs haklımıydı! Orası kimlerin yeriydi, delilermi yatmalı akıl Hastanesi'nde yoksa onları deli edenler mi.? Şimdi bir düşünün bakalım sizce !
Neyse kafanızı karıştırmayayım, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere Kalın sağlacakla canım okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ - YAZAR
Yorum Yazın