Bazen kendimi atarım Kartal sahiline … Sahilde saatlerce yürümenin verdiği hazı hiçbir yerde bulamadım ben… Yürümeyi severim, mis gibi bir havada, Karşımda ince taneleri gibi dizilmiş adalar, artık onunla değil, kendim ile başbaşayım ben .
Bazen Bıkmışlık, usanmışlık, çaresizlik ile oturur karşılıklı sohbet ederim, Savaşı kaybetmiş olabilirim… olsun… Dedim ya Kaderimsin diye…
(Konfüçyüs) demişki .. Suskunluk hiçbir zaman ihanet etmeyen gerçek dosttur.
“Aman bitmesin!” dedirten bir yazı çıkmayacak gibi bugün. Hiç öyle hayal kurmayın, Hep söylerim, gökten inmiyor gönderilen ilhamlar.
Kutsal bir kitap değil ki bu köşe, her yazar gibi sıradan bir insanım ben.
Hayatın içinde ne yok ki? Koşullardır bize kalemi oynattıran..
Duygular zaten hesapladığımız gibi gelmiyor. Tuzu fazla kaçırılmış diye keyfimizi bozan bir akşam yemeği dir bunlar
İnsanları duygularıyla öldüren insanlar var bu dünyada.
Dediğim gibi; Ne yok ki etkilemeyen?
Hayat bu!
Hele de köşe yazmak demek, bazen yemek yeme gibi bir ihtiyaçken, bazen de bir külfetmiş demek!
Şimdi fark ediyorum bunu ben..
Yalnızlık, bazıları için ne kadar zorsa, her gün yazı yazanların en ihtiyaç duyduğu bir gıdaya dönüyor. Kimilerine göre doğru olan şey, kiminin yanlışı oluyor işte,
Gene de hayat devam ediyor.
Ne kadar ilginçtir ki; aslında ben , bir kişiye yazarım ama onu bin kişi okur. İşte o, bin kişide birdir ilham aldığım, yazılarımın kahramanı… Ama onun suskunluğu beni ürkütüyor..
Bir yazar, ancak yaşamla kendi arasında bir bağ kurduğu sürece olumlu şeyler üretebiliyorken, halat koptuğu andan itibaren, içinde bulunduğu tutarsızlığı tutarlı bir dille anlatmaya çalışmak zorundadır.
Ya Ben?
Şu anda kendimi reçete üzerine yazılmış bir yazıya benzetiyorum.
Hadi okuyun!
Okuyamazsınız… sadece bir kişi okuyabildi beni… gerisi şarkı mısraları gibiydi…
“Gelen vurdu, giden vurdu “ olsun, ben yine dim dik ayaktayım,
Aslında bugün bütün kuralları çiğnemek, tüm alışkanlıkları fırlatıp atmak, ruhumu ateşleyen o engin denize meydan okumak geliyor içimden.
O öyle bir allame-i cihan, öyle bir derya ki insana kafa yediren bir pratik zekası da var, ya çene… O kelimeleri nasıl bulurda dizer bilemem…
O halde…
Sen deniz, ben onun içinde kendini kaybetmiş bir sandal.
Kaderimsin!
Senin her şeyimden haberin var. Billahi var! Bunu çok iyi i biliyorum, ama bende senin gibi susma hakkımı kullanıyorum..
Benim yazgımda yüzmek varmış demek.
Ama nereye kadar?
Bazen kıyıya doğru bir halatla çekiştiren ellere teslim ve içinde bulunduğum o dalgalara mahkûm! Bir yandan teslimiyet, bir yandan mahkûmiyet ha!
Ya koparsa? Yok yok kopmayacak, ben inanıyorum, büyük aşklar kavga ile başlar derler,
Anladımki sensiz olmuyormuş!
Doktorların yazmadığı, eczanelerde satılmayan bir ilaç biliyorum;
“Zaman”
Her şey gönlünüzce olsun! Sevgi ve saygılarımla..
Seçil Eskioğlu
Gazeteci Yazar
Yorum Yazın