Merhabalar, sevgili Haber caddesi okurlarım,
Yine balkonuma çıkmış, sade kahvemi yudumlarken, düşüncelere dalmıştım!
insan ve onun mutluluğu üzerine düşündüm, en iyisi kaleme almak.
Buzdolabındaki kabın şeklini alan buz gibi, ille ki bir düşünce kalıbına girmeli miyiz?
Kimi Pollyanna’yı, kimi üç maymunu oynarken, “herkes kötü, bir ben iyiyim” diyerek, günahını başkalarına yüklemekten zevk alıp, rahatlayanlar var. Sözüm artık onlara değil, değişimi yaşıyorum ben.
Tüm bunların ne kadar saçma olduğunu bile bile.
Gerisi geliyor zaten. “Bundan böyle” diye başlayan cümlelerle değişime zorluyor kendini.
-Bundan böyle üç maymunu oynayacağım,
-Bundan böyle hiç kimseye güvenmeyeceğim.
-Hatta arkadaşımın bir sözü vardı, çok gülmüştüm, İki göz birbirine inanmamış, Allah ortaya burun koymuş ” Gibi şeyler.
İnsan bu!
Ağlayan, gülen, düşünen, seven ve acı çeken..
Ya hep ya hiç, diye düşünmek ne kadar doğru?
Kainatta ne kadar canlı varsa, onlara koyun sürüsüymüş gibi, topuna yöneltilen aynı kalıpta düşüncelerle hitap etmek!
Henüz yaşamadığın hayatın tümü hakkında, başında tutucu kararlar vermek. “Ölmek var, dönmek yok” gibi tutsak edici düşünceler.
Oysa kan, can, et kemik ve sinirlerle kuşatılmış bir insan, niçin kendini şartlandırmayı seçip, bitmiş bir evrakı imzalar gibi “Şöyle olacağım, böyle olacağım” der?
Bilmiyorum..
Halbuki kendimizi, kendi yaradılışımızın hamuruyla, mayalanmaya bırakamıyoruz.
Bir defter kabının üzerine yapıştırılan bir etiket gibi, Ben sosyalist, sen komünist, o da faşist gibi izim lere hayatı hapsettiğimiz yetmiyor sanki her tavrı etiketlemeye alışmışız.
Neticede bu kafayla mutlu olamayız.
Galiba mutluluk, hayatı gören, izleyen o pencerenin, mantık ve duygular tarafından müdahale edilmeden serbest bırakılmasıdır.
Her fikir bize mahsus, bize dair olmalı.
Olanı görmek ve kabullenmek…
Yoksa o sinirlerle kuşatılan insanda bir arıza yoksa eğer, etrafta olup bitenlere karşı tepki elbette şart.
İyiye teşekkür, kötülüğe tepki göstermek gibi şeyler.
Bir suçluya anında tavır alsa bu millet, mahkemelere ne hacet?
Ve yola devam etmek!
Kimse benim hayatıma girip de kendi iznim olmadan, dilediği gibi maraton yapamaz tabi.
Yeter ki iyi niyet olsun, her insan, yanındakine karşı görevini layıkıyla yerine getirmiş olsa, yaşamak gerçekten cennet!
Anladığım kadarıyla mutluluk, herkesin içine eşit ve adaletle dağılmış olmasına rağmen, kullanmasını öğrenmekle ilgili bir şey. İlle ki isim vermek gerekiyorsa, sanırım bu “iç huzuru” olsa gerek..
İç huzuru…
İşte, dönüp dolaşıp aradığım tek anahtar, tek zenginlik bu.
Ve insancıl olarak yazılan her mesaja gönülden teşekkürler.
Gerisi gelecek Pazartesi biliyorsunuz benim uğurlu günüm. Pazartesi günü başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlıcakla ….
Seçil Eskioğlu
Gazeteci - Yazar
İç Huzuru hepimizde belki de olması gereken güzel bir kavram , o huzurla insan başını yastığa koyduğu an mışıl mışıl uyur, Güzel yazıydı kutlarım sizi.
Fatoş Acar
03-03-2025 21:02