Merhabalar sevgili habercaddesi okurlarım, bugün yine bir arkadaşımın hayat hikayesini anlatacağım ama yokkkk isim vermeyeceğim… Bir isim yazıyorum, çok arkadaşım üstüne alınıyor, yok.. vatandaşın biri diyelim … ve öykümüze başlayalım. İlgi duyduğu erkeklerin çoğu babası yaşında, seçtiği bayan arkadaşları da anası yaşındaydı hep. Nedense ana baba hasreti çeken, sevgi yoksunluğuyla büyüyenler böyle oluyor. O yetimhanenin duvarlarına bakarak büyümüştü, elbette büyümek hiç kolay değil her şeye rağmen, kendisine olan öz güveni fevkalade tekâmül etmiş ki ay tutulması gibi, bir adama tutulup çok sevdi onu, Kimi mi… ? Ahmet, Mehmet, birisini işte, ismi lazım değil, sonunda Evlendiler…Bir kızı olunca, “annelerin en güzeli” yazılı bir çiçek ona da verildi hastanede tek ziyaretçisi kocasıydı zaten, sevip de sevilmenin tadını çıkarıyordu şimdi, hele ki aşklarının meyvesi kucağındayken, ve sonra hastaneden çıktı, kocası onu alıp köyüne götürdüğü gün, bayağı bir heyecanlıydı kadın çünkü şehirde büyümüştü, bu onun ömründe göreceği ilk köy olacak ya ne var ki yadırgadılar onu,aha ilk günden, o giydiği kolsuz, diz üstü pembe elbisesini çıkarıp, kendileri gibi giyinmesini istediler.
Niye ki?
Ne yapsın, ortama uymak zorundaydı, ne deseler yaptı kucağında kızı, bir köşeye oturmuş onlardan biri gibiydi artık, bir sabah, odasında bebeğinin üzerini değiştirirken, dışarıda kayınvalidesinin kendisi hakkında konuştuğunu fark edip, bebeği yatağa yatırdığı gibi, dinlemeye başladı.
-Aman allahım, çocuğumun babası, biricik kocama şikâyet ediyor beni.
Daha da bir kulak kabarttığında, ne duysa beğenirsiniz?
-Bırak bu kızı!” diyor kadın. “Bu bize göre değil, hem bir Allahın çocuğu daha..
Ve ardından devamı geliyor tabiki
-Akşam yatmak, sabah kalkmak bilmeyen, yetimhaneden çıkmış birinden hiç hayır gelmez
Kısaca yetimhaneden gelen kadından eş olmaz diyordu..
Olmadı da…. Sonuç maalesef ayrıldılar.
Kimsesi yoktu ki, kendisine ne bir akıl veren ne de sahip çıkan olmazsa, olacağı da buydu zaten, her şeye rağmen, genç kadının elinden kızını da alsalar, O itilip kakılmışlığını, kimsesizliğini umursamadan yoluna devam ediyor ve karşısına çıkan ilk erkekle evlenir bile şimdi bir oğlu olur ondan. Sonrası malum mukadderatta ayrılık varsa, o ille olacak!
Hayat bu ya, ondan da ayrılır.
İkinci koca da “Sen analığı beceremezsin” deyip, oğlunu alır elinden.
Be kör olasıca adam! Bir kere bu kadının saçlarını okşayan, bağrına basan olmamış, bırakaydın da yaşayarak öğreneydi. Kediler kadar olamayacak mıydı?
Ve sen adam başına o sahip çıktığın oğlunu çok mu güzel yetiştireceksin ki?
Devletin yetimhaneleri, analığı, karılığı veya ötekilerin yaşadığı adapları öğretmiyor…
Nitekim genç kadın, hayatın merdivenlerini tek başına çıkan bu anne, ömrünü iki çocuğuna ulaşmak için tüketir gene de alamaz..
Hangi sinir dayanır buna? Söyleyin bana kim dayanır bu kadar zulme, tükenmiştir…
Hiç beklemediği bir anda, “torunun olacak” der kızı…
Şaşırır…
Hayata bakın!
Çocukluğunu, gençliğini, analığını doyasıya yaşayamamış bir insana, “anneanne” olacağını söylüyorlar.
O nasıl bir şey?
Heyecanla kızını arayıp, ismini koymak ister.
-Yok, kabul edemem” der ve telefonu yüzüne kapatır kızı.
-Öyle mi?
Kendi istediği ismi koyacakmış.
Hani etmezse etmesin, sorun bu değil aslında, o ismi koymayı kabul etmediğini nasıl söylediğidir önemli olan. Kendi dünyaya getirdiği evladın bu reddedişindeki tavır, bir kurşun yarası gibi girmiştir derinlere…
O gün bugün, ne kızının doğumuna gitmiştir ne de torununu sever ona hiçbir zaman ismiyle hitap etmez edemez de, aldığı yetişim böyle…
İşte analık böyle kırılgan bir şeyy! Değilim, hemcinslerim eminim bana hak verecektir, Seçil sen çok haklısın diyecektir, ben buna eminim…
İşte hayat böyle birşey, doğarken hayat hikayemiz önümüze konmuyorki, gelecekleri bilemim, en güzeli… aldım sade kahvemden bir yudum, haykırdım hayata … “Gelmişine, Geçmişine”
Bu haftaki köşemizde doldu, kalın sağlacakla, Haber caddesi okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR
Yorum Yazın