Yılmaz abim Yılmaz Ulusoy ile tanışıklığım tam kırk yıl oldu.
Bir ömrün neredeyse yarısı.
Düşünsene, kırk yıl boyunca aynı yüreği paylaştığım bir adam,
Bana sadece dost değil; öğretmen, sırdaş, abi, yol gösterici gibi.
Ve şimdi… Tam kırk gündür yok.
Bugün, onun yokluğuyla geçen kırkıncı gün.
İçimde 40 yılın ağırlığı ve 40 günün sessizliği var…
Yılmaz abicim: tam kırk gündür ne zaman bir ağaç görsem aklıma sen geliyorsun.
Rüzgâr biraz hiddetlense, “Doğa intikamını alıyor,” deyişin çınlıyor kulaklarımda.
Bir Atatürk resmi görsem, gözlerin gözlerimin içine bakıyor gibi…
Yılmaz Ulusoy’suz tam kırk gün geçti.
Ama hâlâ “yok” diyemiyorum.
Çünkü sen bir ömre sığmadın abi...
Sen bir millete, bir nesile, bir hayata sığdın.
Kırk gündür aramızda yoksun belki ama...
Senin eksikliğin her gün daha çok “var” oluyor.
Sen sadece bir iş adamı değildin.
Sen, ailenin merkezinde duran koca bir yürektin.
Eşin Serap Hanım’a olan sevdanı,
Gözlerinden okumamak imkânsızdı.
Pınar, Pelin ve Mehmet, senin için sadece evlat değil,
Aynı zamanda ömrüne yazılmış en anlamlı cümlelerdi.
Kaan, Mina, Can, Yılmaz ve Naz…
Torunlarının adı her geçtiğinde gözlerinin içi gülerdi.
"Ben onların geleceğine gölge değil, rehber olmak istiyorum," derdin.
Yeğenlerin…
Sana “amca” deyişlerinde ayrı bir gurur, ayrı bir sevgi saklıydı.
Aile, senin için sadece kan bağı değil, yürek bağından ibaretti.
Ve çalışanların…
Sen bir işverenden çok, bir aile büyüğü gibi yaklaşıyordun onlara.
"Mutlu olurlarsa iş değil hayat yürür," derdin.
Seninle çalışan herkes, sadece maaş değil, değer kazandı bu hayatta.
Kapısını çalan herkesin önce kalbine bakardın.
Bütün başarılarının temelinde, iyi insan olma gayreti vardı.
Sanatı da hiç bırakmadın…
Volkan Konak senin sesin gibiydi bazen…
İşte bu yüzden Volkan Konak’ı ayrı bir tutkuyla severdin. Sadece bir sanatçı olarak değil; doğa aşığı, Atatürkçü duruşuyla ve hemşeri oluşuyla farklı bir bağ kurmuştun onunla. Volkan sahnedeyse, Yılmaz abi mutlaka izliyordu, kalben, ruhen ve gururla... Volkan’ın Her konserinde senin ruhun da o şarkıların içinde dolaşırdı.
Ferdi Tayfur, senin dost sofrasının bir parçasıydı. Tayfur sana en çok uğrayan dostlarındandı. Adanalı Ferdi'nin dostluğu, İstanbul’da bir vefa sofrasına dönüşmüştü hep. Ne zaman gelse, Yılmaz abinin yüzü değişirdi.
Filiz Akın’la, Osman Sınav’la görüşür, onlarla sanatı konuşurdu.
Güzel bir film, iyi bir senaryo, dokunan bir sahne, işte Yılmaz abi'nin sanat dünyası...
Edip Akbayram…
Hepsi senin hayatına dokunan özel isimlerdi. Akbayram’ın sesinde ise hayatı bulurdu. “Güzel günler göreceğiz çocuklar” derken gözleri buğulanırdı.
Yüreğinde umut hiç eksik olmazdı.
Geleceğe de merakla bakardı...
Şinasi Yurtsever gibi genç yeteneklere ayrı bir sempatisi vardı.
Şinasi’yi izlerken kahkahaları evin her köşesini sarardı.
"Bu çocuk başka," derdi, "hem yetenekli, hem samimi…"
Ve bir kadına sessizce çok üzülürdü…
Tanyeli’nin hastalığını öğrendiğinde sessizce uzaklara bakardın.
"Allah şifa versin," derdin,
ama gözlerin çoktan dua etmeye başlamış olurdu.
Onun mücadelesini hep takip eder, doktorlarından haber alırdı.
Söylemeden sever, söylemeden dua ederdi.
Yılmaz Ulusoy böyle biriydi işte…
Sadece büyük adam değil, büyük kalpli bir adamdı.
"Gittiğin yerde seni çok sevdiklerin bekliyordu… Volkan Konak şimdi bir türkü söylüyordur belki, Şimdi Filiz Akın’la sinema konuşuyor, Ferdi Tayfur’la eski dostlukları anıyorsundur… Edip Akbayram bir şarkı mırıldanıyordur sana,
Ve sen yine yüzünde o tanıdık tebessümle 'ben de buradayım' diyorsundur."
Yılmaz abi…
Sen sustun ama dünya daha gürültülü oldu.
Sen gittin ama gökyüzü daha renksiz.
Senin yokluğun sadece bir sandalyeyi boş bırakmadı;
İnan bir çok hayatı eksiltti.
Bugün kırk gün oldu.
Ama bu kırk gün, sensiz geçen ilk kırk zamandı.
Ve biz henüz alışamadık…
Alışamayacağız.
Sen, bize yol gösteren bir yıldızdın.
Şimdi gökyüzünde parlıyorsun belki ama,
biz hâlâ başımızı kaldırıp seni arıyoruz.
Bize yaşamayı değil, yaşatarak yaşamayı öğretti.
Giderken arkasında bir devrin değil,
Bir yaşam tarzının hatırasını bıraktı.
Yılmaz abi…
Sen sadece büyük işler yapan bir iş insanı değil,
Büyük yüreklerle dostluk kuran gerçek bir Cumhuriyet çocuğuydun. Sen bu ülkeye sadece işler değil,
İz bıraktın.
Kalplerde, hayatlarda, yollarda…
Ve o izler kolay silinmeyecek.
Bir gün daha, bir nefes daha, bir özlem daha…
Ama biz hep aynı cümleyle fısıldayacağız ardından:
“İyi ki tanıdık seni, iyi ki Yılmaz abimiz oldun…”
Nur içinde yat.
Seninle birlikte koskoca bir çınar sustu…
Ama o gölgen hâlâ üzerimizde…
Burhan AKDAĞ
Yorum Yazın