Bu zamanlarda çoğumuz savaş modundayız. Yaşam koşulları özellikle ruhsal açıdan oldukça yorucu ve yıpratıcı hal aldı.
Yine de devam etmek zorundayız, günlük görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz. Meydan okurcasına yaşanan olayların üstesinden gelmek zorundayız.
Pes etmek gibi bir seçeneğimiz yok diyor ve dişlerimizi sıkarak savaşmaya devam ediyoruz.
Savaşarak yolumuzu açıyor, ilerliyoruz.
Savaş modunda kendimizi iyi hissetmek için gerekenleri yapıyoruz. Olaylar ve zor zamanlar karşısında ayakta ve hayatta kalmak için çözümler arıyor, stratejiler geliştiriyoruz, dengeleme ve dikkatimizi dağıtmak için mekanizmalara sahibiz.
Biz insanlar fiziksel ve ruhsal açıdan kendimizi iyi hissetmeye yönelik güçlü bir isteğe sahibiz.
Krizler ve dibe vurmalar uzun sürer ve sonu belirsizse, ‘hiç düzelmeyecek mi? veya ‘Daha mı kötü olacak? gibi sorular sormaya başlarız.
Bu şekilde düşünür ve hissedersek umutsuzluk yaygınlaşır.
Her şeyi denedim ama hiç bir sonuç alamadım dediğimizde, umutsuzluk baş göstermiş demektir.
Bu farkındalığı kabul etmek zordur.
Ne Yapmalıyız?
Görmezden gelebilir, umudumuzu kesebiliriz.
Baskılayıp, yaşamaya çalışabiliriz.
Kendimizi bırakabilir hatta (kendimizden) vazgeçebiliriz.
Hiç bir şey yapmayabiliriz.
Felç kesilip depresyonlara girebilir veya hayatı, anlamını ve kendimizi, varlığımızı acımasızca sorgulayabiliriz.
Benim de sorguladığım oluyor, hep sonu sevgiye dayanıyor: çocuklarımı, eşimi, aileme, dostlarıma, işimi, insanları, hayvanları,… hayatı ve hayatımı seviyorum.
Yaşamak için bir neden bulursak, her nasıla katlanırız.
Bir neden değer ile bağdaştırıldığında umudumuzu kaybetmeyiz, ona sıkı sıkı yapışırız.
Umutlu kalmamızı zorlayan durum veya zaman yaşandığında bile umudumuzu bırakmayız, çünkü bilinçli bir şekilde umutlu olmayı seçeriz. Her elimizden kayıp gidecekmiş gibi hissettiğimizde
seçimimiz aklımıza gelir.
Peki, bu da işe yaramazsa?
Diğer bir yolu ise yaratıcı umutsuzluktur.
Bu terim Akseptans ve Commitmentterapiden gelir.
Hemen hemen herkes yaratıcı umutsuzluğu deneyimlemiştir.
Savaş modunun işe yaramadığını veya her şeyi daha kötü yaptığını ve savaşmayı derhal terk etmemiz gerektiğini içten içe en derinlerde fark ettiğimiz durumdur.
Ve savaşmayı bırakırız.
Kontrol edemediğimiz ve değiştiremediğimiz durumu kabul ederiz. Bu ama kendimizi ve her şeyi tamamen (‘kaderimize’) bıraktığımız ve hiç bir şey yapmayacağımız anlamına gelmez.
Enerjimizi etkili olmayanlara değil
başka yapılacaklara yönlendiririz.
Strateji değiştiriyoruz. Soruna karşı savaş modundan çıkıp sorunla yaşama moduna geçiyoruz.
Durum ve koşullara karşı direnmeyi bırakıyoruz.
Böylece sakinleşiriz.
Bu durum yeni çıkış kapıları açar. Sakinlikte yeni opsiyonları görebilir ve savaş modunda fark edemediğimiz imkanları değerlendiririz.
Savaş kısır döngüsünü kırar ve savaşmanın hiç bir şekilde ilerletmediğini kabul ederiz.
Yeniden yaratıcı, üretken oluruz…
Haftaya Habercaddesinde başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlacakla
HANIM DEMİRBAŞ
UZMAN SOSYAL PEDAGOG VE AİLE DANIŞMANI
Yorum Yazın