DEPREM SONRASIDIR SAĞLAM BİNALAR AYAKTA KALIR BİDANEM...
Doğma büyüme İstanbul'luyum ancak memleketim Erzincan'dır. Zamanında askerlik olmak üzere çok sıkıntı çektim, o zamanlar internet filan yok, bildiğin faks veya posta göndermek. Kütük için evraklarım Erzincan'a 15 günde gider 15 günde gelirdi, inatla kütüğümü değiştirmedim. İnternet çağına girdik de artık kütük mütük anında görüntü, gavur dediklerimiz sağ olsun...
Neyse memleketim Erzincan'da 3 saat kaldık, sokakta, merkezde bir ileri bir geri yürüyüp insan manzaralarını çektim. Memleketimin etrafı dağlık ve dağların tepelerinde kar var ancak şehir güneşli, kıştan eser yok. 1992 yılında depremden bir kaç ay sonra gitmiştim. Kentin 4'te üçü yıkılmıştı. O zamanlar Sabah gazetesinde çalışıyordum ve tam sayfa haber yapmıştım. Derken yıl 1996 Günaydın Gazetesinde çalışıyorum. Biz Erzincan'lılar için idol olan, bugün hala dağlarda taşlarda, gönüllerde adı yüreğimizde yaşayan rahmetli Valimiz Recep Yazıcıoğlu Refahyol iktidarı göreve geldiğinde görevden alınacak söylentileri çıkmıştı. İstanbul basınını deprem sonrası haber yaptıkları ve emek verdikleri için kente davet etmişti. Gazete ve televizyonlarda çalışan 35 gazeteci grup olarak uçakla Erzincan'a gitmiştik. Toprağım Erhan Bağcı, o zaman Show tv muhabiri olan bugün ise kanalın Genel Yayın Yönetmeni Rıdvan Bıyık vs.
Valimiz 4 yıl içinde adeta kenti ayağa kaldırmıştı. Renkli çatı kiremiti üreten fabrika bile açmış, gezip görmüştük. Velhasıl aradan 27 yıl geçmiş, şöyle merkeze baktım, yok arkadaş bu kente çivi çakılmamış. gelişmişlik yok, sanki 4-5 yıl önce felaket yaşanmış da toparlanıyor gibi. Girdim bir peynir satan dükkana, malum Erzincan'ın tulum peyniri meşhurdur. Esnaftan bir kutu peynir aldım ve 'yahu bu nasıl iş, kent 27 yıl önce nasılsa aynı öyle, gelişmişlik yok?' dedim. El cevap. 'Gelenler hep kendi ceplerini geliştirdiler'. Daha da ne sordum ne konuştuk, peyniri aldım çıktım, yine isyanlardayım. Elinde doğup büyüdüğüm rahmetli Cem Karaca'nın şarkısı dilimde söyleyerek ve de söylenerek yürüyorum. Deprem sonrasıdır, yalnız binalar ayakta kalır Bidanem. Ve Ölen ölür kalan sağlar sağlar bizimdir'!...
Eksprese bindim ve hüzünle hareket ettik, memleketimin dağlarına santim sütun bakarak gidiyoruz. Hani kovboy filmlerinde gördüğümüz Arizona dağları halt etmiş, dağların arasından kıvrıla kıvrıla gidiyoruz. İlin en büyük ve en önemli akarsuyu Fırat ırmağıdır. Fırat 43,8 m3/sn ile 1320 m3/sn arasında değişen debisi ile sulama, enerji ve su sporları amaçlarıyla kullanılmaktadır. Fırat'ın kolu olan Karasu Erzincan topraklarından geçerken Keşiş dağarından doğan Çayırlık deresi ile güneydoğudan gelen Tuzla suyunu alır. Dağlar arasından geçerken hatta yakın 2-3 ev görüyorum, akla ziyan. Yol yok, merkeze uzak dağların arasında 2-3 hane yaşıyor. Yeminle kafayı yemek işten değil.
Bu tünelleri ve dağları nasıl kazıyıp yaptılar?
Trenin hızını koridordaki elektrik panosuna bakarak izliyorum, genelde 67 kilometre. Daha hızlı gidemez çünkü lokomotifle 12 vagon uzunluğunda. Her vagon 30 metre boyunda ve birbirine geçiş yapılabiliniyor. Kimi kısa kimisi ise 2 veya 3 kilometre uzunluğunda, fazlası bile olabilir. Erzincan merkezden Erzurum'a giderken onlarca tünelden geçiyoruz hem de öyle böyle değil. Dağların ortası oyularak veya kenarları oyularak hattı nasıl yaptılar diye kafa patlatıyorum. O günkü teknolojiyle, elle kazma kürekle vay arkadaş. Tren vagonunun sağ ve sol tarafında birer metre var yok, kayaları yalayarak geçiyoruz. 50-100 belki 150 metre dik kayalık dağlar, bazı bölümlerde kaya parçaları düşmesin diye çelik tel dağlara çakılmış, bazen tırsmadım değil. Ulan bir kaya düşse kağıt gibi eziliriz, Turistik gezi derken ne şehittir ne gazi ... yoluna gitti Niyazi lafı kafamdan geçiyor. Yok canım diyorum olmaz filan diye de kendimi avutuyorum.
Bu dağları nasıl oydular merakımı Google amcaya sordum ve şu bilgilere ulaştım. Sivas-Erzurum Hattı'nın inşasına Cumhuriyet'in 10. yılı olan 29 Ekim 1933'te başlanıyor. Hattın tamamı 16 Ağustos 1937'de işletmeye açılıyor. Erzincan Tren Garı'nın yapımı ise 1938'de tamamlanıyor. Düşünsene Ülke 1873 Rus Savaşı, ardından 1911-12 Balkan Savaşı, 1914-18 arası 1. Cihan Harbi, ardından 1918-1923'e kadar Kurtuluş Mücadelesi. Topraklarının 5'te 4'ü gitmiş, birini kurtarabilmişsin. Nüfusun 15 Milyon, kuruluşun 10. yılı, elde yok avuçta yok, savaşlar yüzünden erkek nüfus telef olmuş ve sen ülkenin boydan boya hem de böylesine dağları delik deşik ederek tren ağıyla örüyorsun. Bak sadece bu işi yapmak deliliktir. Evet deli olacaksın. Hem vatanı kurtaracaksın hem de bu işleri yapacaksın. İşte buna Vatan, bayrak ve can sevgisi denir.
Saatler süren sıra dağlar arasındaki Erzincan yolculuğumuz Erzurum sınırından itibaren kayboldu. Geniş alanlar ve neredeyse düz ovalar içinde çoğunlukla D 80 karayoluna paralel ilerliyoruz. Trenin hızı geniş kavisli ve düz alanlarda 80 ila 90 kilometreye çıkıyor. Arada bir yavaşlıyoruz, hatta duruyoruz, etraf arazi 15-20 dakika, sonra hareket ediyoruz. Aralar da küçük istasyonlar da var. Oralarda da duruyoruz ve dağ başında diyeceğim bu binalarda nöbetçi hareket memurları görev yapıyor. Bu noktalarda trenin önünde engel varsa ellerindeki trafik levhasıyla kırmızı tarafı çevirerek treni bekletiyor. Hatta olası tren, makaslarda problem veya karşı yönden gelen tren veya lokomotifin geçişi tamamlanınca, yol vererek levhayı yeşile çeviriyor ve hareket ediyoruz. Bu arada lokomotifi kullanan Makinist trenin patronu, uçak pilotu veya gemi kaptanı gibi. Bu ara istasyonlar da bazen atlayıp bu binaya elinde telsizle koşturuyor ardından yol boşaldığını görünce yine koşarak lokomotife binip, telsizden direktifleri vererek düdüğü çalıp hareket ediyor.
Olmaz olmaz deme oldu
Farklı manzaralara sahip arazilerin yanı sıra orman, dere, akarsu ve vadilerden geçiyoruz. Kardeşim çek çek bitmiyor, elimde makine bir koridor camına bir kaldığım kompartıman vagonuna koşuyorum. Kondüktör her geçişinde beni bu halde görünce gülüyor ve sonunda 'Doyamadın çekmeye' dedi. Aynen öyle, var ya şu lokomotifte olsam değil fotoğraf belgesel çekerim dedim. Neyse gidiyoruz taka da tuka da, bir sağa bir sola. Dereler bir sağ da bir solda, onlarca köprüden de geçiyoruz. Kimi çok eski kimi yeni yapılmış çelik köprüler, hemzemin geçitler. Artık hava karardı, fotoğraf çekilemez durumda, tabii bu ara ara 10-15 bazen 20 dakikalık beklemeler yolculuk süresini uzatırken özellikle Erzincan sınırlarındaki toplam 1.5 saatlik duraklamanın nedenini yukarıda belirttiğim nedenlerle çok sonra Kars'a vardığımda öğreniyorum.
Hatta bizden sonraki Turistik olmayan Doğu Ekspresi, bizim tren geçtikten sonra Erzincan sınırlarındaki dağlardan birinden kopan kaya parçasının tren hattına düşerek yolu kapatması sonucu, tam 6 saat olduğu yerde çakılı kaldığını öğreniyorum. Ekipler kaya parçasını kaldırıp, yolu açana kadar 6 saat durmak, trenin geç varmasından öte yolculuk yapanların tüm programını alt üst eder. Otele bile giremezsin, uyuyamazsın, velhasıl büyük sıkıntı.
Genco SABANCI
GAZETECİ-YAZAR
Yorum Yazın