Bugün hava yazdan kalan bir gün gibiydi, arkadaşımla Kadıköy sahilde buluştuk, karşıya geçecektik, vapurda öyle kuru kuru oturmak olmazdı, sahildeki simitçilerden simit almıştık, arkadaşım birer tane de fazla olunca, dayanamadım, “Niye bu kadar çok alıyorsun ki yiyemeyiz” dedim “ Yok dedi onlar martıların hakkı, “
Güvertede oturmuş martılarla birlikte sabah kahvaltımımızı ederken… Arkadaşımın gözleri uzaklara daldı… hüzünlenmişti, “Hayırdır dedim fazla daldın denizden kum mu çıkaracaksın “!.. Kafasını döndürdü, “Yok be Seçil dedi, aklıma bile anı geldi de… “ Eeeee dedim, neymiş o anın!, elindeki yarım simiti göstererek, Simit dedi… ya dedim sen insanı çatlatırsın ha, ne var simitte anlatsana … merak etti
Gözleri yine daldı uzaklara, elindeki simit parçasını, martı çoktan kapmıştı bile başladı anlatmaya , “Simitinde sarayı çıktı ya, İşte o saraylardan birindeydim, simit almak için sıraya girdim , sıra çok kalabalıktı, bir süre sırada kaldım, hemen önümde bir kız çocuğu ve babası var, babası gömlek düğmelerini boğazına kadar düğümlemiş, tertemiz giyinmiş ancak kıyafetleri eski. Ayakkabıları kösele, eski ve yazlık. Anladım ki güngörmüş bir adam... çocuk iki de bir "Hadi baba acıktım sıra gelmedi mi daha?" diye söyleniyor, sonunda sıra onlara geldi, adam bir simit istedi çocuk itiraz etti; "Baba, ben tahinliden de istiyorum" diye... Babası "sus!" der gibi sessizce kaşlarını kaldırdı. "Olmaz!" demek istedi, bozuk birkaç adet parayı uzatırken paranın bir tanesi yere düştü, tezgahın altına gitti, adamcaığız diz çöküp almaya çalışırken, Simitçi; "Boşver abi önemli değil!" dedi. Baba kısık sesle; " Kardeş, başka paramız yok, eksik kaldı, hakkını helal et" deyince Simitçi; “Oturun masaya biraz, sıcak çıkınca ben getireceğim" dedi, adam eksik para verme mahcubiyeti ile en köşeye oturdu.
Ben de bu arada kendi simidimi alarak yan masalarına oturdum çay söyledim, zeytinde koydular yanına. bu arada bende o baba kızı izliyorum, neyse, geldi bizim simitçi içeriden masaya doğru, üç de çay geldi, çocuğun istediği tahinliden, simit, börek, bu arada tatlılardan da unutmamış, silme iki tabak doldurmuş, üç de çay geldi, simitçi de tabureye oturdu ben herseye bıraktım, pür dikkat masayı izliyorum, kendi kendime, "Adam kaç yıllık esnaf anlamış tabi, kim dilenci, kim aç kalmış, biliyor ve yanılmıyor" diye içimden geçirdim başladılar sohbete, bu arada tekrar tekrar çay içiyorlar sonra baktım Simitçi, biraz kağıt para çıkardı gizlice adamın eline sıkıştırdı.. “Çalışmıyorsan yarın gel burada işine başla" dedi.
Şaşkınlığım bir kat daha arttı kendi kendime “Kısmete bak dedim, adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgah, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkan oldu” Neyse onlar kalkıp gidince, meraktan öleceğim sanki, hemen yanaştım simitçiye "Patron, seni tebrik ederim dedim. “Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızının karnını doyurdun, kimseye göstermeden de eline üç beş lira kaydın, koydun, Allah razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın" "Sağol" dedi Simitçi, ve sözüne devam etti “ Ona söylemedim, ama o benim ilkokul arkadaşım , ben onu tanıdım ama o beni tanımadı, yarın gelince söyleyeceğim kendisine bunu şimdi söylemedim utanır ve üzülür de işe gelmez diye, biz ortaokulda devlet okuluna giderken, babası onu özel Kolejde okutuyordu, çok zengin bir ailenin çocuğuydu, hepimiz ona imrenerek bakardık okullar bitince birbirimizi kaybettik, Ne oldu kim bilir? Babam hep derdi Ne olduğun değil, ne olacağın önemli, yeter ki içindeki insanlık yaşasın…
Arkadaşım sonra gözlerini ayırdı, boğazın muhteşem manzarasından, bana dönerek, “İşte hayat bu kadar acımasız Seçil“ dedi, bu simidi elime elime aldığımdı hep bu anı aklıma gelir, uzaklara dalar giderim, halime şükrederim… Bu arada vapur Karaköy iskelesine yanaşmıştı bile…
İskeleden inerken, yolun karşısındaki meyhaneden şarkılar ortalığı çınlatıyordu… “Beterin beteri var, haline şükret dostum “
Kalın sağlacakla
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR
Yorum Yazın