“Sabrın sonu selamet” demiş, demesine de atalarımızda, unuttukları birşey var sabır , sabır nereye kadar..
Yada ne bileyim, “Öfke ile kalkan zararla oturur”, “Keskin sirke küpüne zarar verir “ diye sözlerimizde vardır, biz iyisini kötüsünü bilirsek eğer nelere dikkat edeceğimizi de biliriz, bilmek hataların önüne geçmek bunları önlemektir. Her zaman soğuk kanlığımızı korumalı sabırlı davranarak olayların çözümüne gidilmesi gerekir.
Konuya hemende giriverdim argo deyimle bodoslama diyelim, diyeceksiniz ki - “Bu da nereden çıktı,şimdi hiççç…
Nostalji takılayım dedim bu akşam, kulağımda Orhan Gencebayın eskimeyen şarkısı “Dilek taşı” var,
Bana sabret, diyorsun
Ben sabır taşı mıyım?
Döndürüp duruyorsun
Değirmen taşı mıyım?
Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü, yorgun argın, işten eve geldiğimde günün yorgunluğunu atmak için ya yemekten önce, ya sonra mutlaka 1-2 nostaljik şarkı dinleyip kendimi başka bir galaksiden gelmiş gibi hissediyor, rahatlıyorum. Sabırlı olmak insanın sahip olabileceği en büyük erdemdir. Zorluklarla karşı karşıya kalma durumlarımızda bizim kurtuluşumuz sabrımız olacaktır. Kendimizi bilirsek eğer hesabımızda kitabımızda doğru olur. İnsan sabrederek sonuçlara ulaşır. Sabır bize azim ve doğru yolu gösteren olacaktır.
Anlaşılmak, anlatmak çok zor bu zamanda, günün stressi, hayatın bazen acımasız davranımı, bana hep sabırı işaret etmişti, iyi de Sabır nerdi… Kısaca Ansiklopedik bilgi vereyim sizi sıkmadan, germeden…
Sabır dilimize Arapça’dan girmiş olup, anlamıı “Olacak ya da gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme, ya da “Öfke doğuracak bir şey karşısında bile öfkelenmeme durumu. Kısaca öfkeni alakoymak zorundasın! Neye ve kime? Hem nereye kadar? Bu sabrın, sükutun, bir süresi, uzunluğu, ağırlığı yok mudur? Kişi görüşlerine saygı gösteririm bu benim şahsi olarak algıladığım sabır, Bir deprem, yangın, trafik kazası, ölüm, hastalık vs. gibi, insan eliyle olmayan, kaza bela sonuçlarına katlanmak gerektiğini anlarım. Çünkü şu saydığım felaketlerin her biri bir musibettir.. Ama sen tutup, susan iyi niyetli insanı suistimal ederek, sabır taşı sanıp iyice tahrik et! kronikleşmiş davranışlarınla, şeytanın ruh ikizi gibi bir gün öyle, bir gün böyle… -Ohh ne güzel! bu durum hoşgörüyü aşar. Bu mu sabır?
Sizleri bilemem de bence hayır! Senin hayatına giren her insan, ya bir şey öğretir, ya da öğrenmek için vardır. oysa, kimsenin kimseyi üzmeye devam etme hakkı yok ki .. Sabah uyandığında, “ben daha ölmedim mi?”
diye gözünü açtığını söyleyen insanlar biliyorum, bilmem beni ne derece takip edersinizde, yazılarımın birinde Huzurevi anılarımı anlatırken yazmıştı, yaşlı bir teyzemin bana dediklerini..
Kitap okumayı çok severim, onlar benim gerçek dostlarım, geçmişte okumuştum Necip Fazıl’ın “Sabır Taşı” isimli tiyatro eseri konuya çok güzel örnek Kitaptan bir anekdot vereyim sizlere “Sultan, hacca giderken, eziyete maruz kalan bir kıza sorar
-Sana ne getireyim gelirken?
-Sabır taşı getirin” der.
O mercimek büyüklüğündeki taş gelince, artık bu taşla dertleşmeye başlar kız.
-Sen olsan, benim çektiklerimi, dayanabilir misin?” diye sorar.
Her gün kızı dinleyen taş, şişip şişip, sonuçta çatlar.
Şimdi sen bütün bunlara rağmen, bana halen daha sabır taşını mı soruyorsun?
Yakınımdakiler bilir benim sabrım haddini bilmeyenlere yoktur, onlara herzaman kırmızı kart gösteririm, normal bir insana gösterilen hoşgörü ile bunu karıştırmayın, aralarında büyük bir fark var…
İşte yine köşemiz bir çırpıda doldu Habercaddesi dostlarım, sözlerimi üstadın bir sözüyle noktalasam diyorum;
“Neyi sevdiğini bul ve seni öldürmesine izin ver!” diyor, Bukowski.
Şimdi ben, üstadı seviyorum diye,
Bu sözünü sorgulamadan kabul etmek zorundamıyım, yoooo olur mu öyle şey? -Hayır, ben ecelimle ölmek istiyorum. Kalın sağlacakla
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR
Yorum Yazın