Geçenlerde bir mesaj aldım, okurlarımdan biri bana “Bayan TSUNAMİ” diye hitap etmiş, güldüm, okurum çok haklıydı, ben gerçekten tsunami gibiyim, Denizde yüzerken, dalgalar hangi yöne sürüklüyorsa, onu yazıyorum ben öyle ısmarlama yazı yok, bu konuda bazen editörümle kapışırız da, olsun tatlı tartışmalardır bunlar, bu sıralar böyle ama yarın ne gösterir bilmiyorum.
Eti kemiği olan, damarlarında kan dolaşan, vücudu sinir hücreleriyle kuşatılan bir insan, tabiatın kendisine verdiği her bir şeye kimi zaman sevinir, kimi zaman dövünür, bazen de bayrakları açıp uçlara kayar,
İnsan bu!
Gençleri seviyorum, onlar geleceğimizin sigortası çünkü, ama bazende beni hayretler içinde bırakıyorlar, bu asla okumaz, benim düşmanım dediğim kimse bile, yazılarımı dikkatle okumuş, hatta daha da ilerilere gidip, hafiyeliğe soyunmuş, sonra da o yazdığım hikayenin kahramanının sayfasını ziyaret edip, iltifat buyurmuşlar:
Bu tavırlarından ötürü, bayağı bir övündüm ama çünkü onlar kötülüğe yazılarda rastlasalar bile, insanlara takılmayıp, kin tutmazlar, gençlerin tertemiz kalbine nifak tohumu ekmeyen bir anne olarak sevindim buna.
Charles de Montesquieu demiş ya;
"Sen şimdi bunları birkaç saat içinde okuyacaksın fakat inan bana ben bu işi yapabilmek için saçlarım ağarıncaya kadar çalıştım." Yeter ki yazdıklarımı arada bir de olsa okusunlar, okusunlar ki hayatın her daim pembe badanayla boyanamayacağının farkına varsınlar. Bence bir yazarı sevdiyseniz eğer, yazdıklarına takılmayın ama kendinizden bir şeyler bulup, o an için okuduklarınız, kalp atışınızı etkiliyorsa, akan kanınızı değiştiriyorsa, o yazı sizin için.
Bazı okurlarım var ki, açık sözlülükle “Yazıların beni ürkütüyor” diyebiliyor Düşünsenize, çok derin ve üzücü bir hikaye okudunuz. Bu sizi etkiliyor ama bittiği zaman, şöyle bir nefes alıyorsunuz ya, işte o soluk, hastalığa faydası olan bir antibiyotik kadar, önce silkelese de ruhu tedavi etmek için var.
O halde sizi korkutan ne? Eğer ki o icat edilen dinamitin etkisinden fazlasıyla korkmasaydık, bütün dünyada barışın değerini bu kadar önemsemezdik. haksızmıyım dersiniz? Bu sebeple arada bir birilerinin bir dinamitin özelliklerini tarif etmesi de lazım.
Ben bir yazarım fırından çıkan güzel bir yemek nasıl ki midelere ziyafetse, siz de en iyisi okuduklarınızdan zevk almaya bakın. Kimi zaman fırtınayı, kimi zaman denizdeki dalgaları anlatırım, bir de bakmışsın ki cennetteki ağaçları kaleme almışım.
Hayatın gerçekleri ile karşı karşıya iken, yazılanla, yazarı birbiriyle bütünleştirmemek lazım, mesela örnekler çok, ne bileyim, beyaz perdemizin sultanı Türkan Şorayı tanımayanınız yoktur, sanatçımız özel hayatında kırılgan, içine kapanık, ağır konuşan biriyken,, yaptığı filmlere bir bakın; kimi zaman zengin, bazen gecekonduda oturan, bir de bakmışsın, bir fahişeyi canlandıran, o sizin tanıdığınız kişi değildir artık şu var ki gerek özel hayatında, gerek filmleri canlandıran o sanatçının değişmeyen tek bir şeyi var;
Karakter… İşte, odur onu kalıcı yapan. O her zaman saygınlığıdır baki kalan.
Hayallerimizde canlandırdığımız saf, güldüren rahmetli Kemal Sunal’ın evinde ciddi, kararlı bambaşka bir insan olduğunu hepimiz biliyorduk.
O halde benden siz değerli Habercaddesi okurlarıma minik bir tavsiye,
Bir yazarın kim için, niçin yazdığıyla değil, nasıl yazdığıyla ilgilenin!, siz eğer “Nasıl” ile ilgilenirseniz, yarın öbür gün, o karakteri eleştirebilecek konuma gelirsiniz.
Sizin okuduklarınızı evveliyatında hisseden, gözlem yapan, dikkatli bir insanın elinden çıkmışsa yazılan, düşüncelere şekil verecek, hapsedilip gizlenen o ufukların perdelerini açacaktır inanın. Hadi gelin bir sohbet yapalım sizinle , soruyorum; Sizce ne yazmalıyım? Müzik dinleyen bir ineğin, diğer ineklere göre daha fazla süt verdiğini mi? Yoksa, kutup ayılarının tek problemlerinin soğuk değil de sıcak olduğunu mu? Veya Pazar günü doğmuş olan yeşil bir sineğin, Çarşamba günü büyükbaba olacağını mı? Hayır…
Siz bunu bana bırakın! Benim amacım, Yaşar Kemal’in dediği gibi, ufak bir karıncayla yolculuk yapmak ve o hikayenin gerçeğiyle tüm evrene ulaşmak!
Çünkü; Ben, evet ben Seçil Eskioğlu olarak bir dünya vatandaşıyım…
Yemek nasıl geliyor ortaya, öğrenmek lazım!
Bir değirmen nasıl dönüyor? Şunu bilin ki insanlar bazen dövünür, bazen de övünür ve bugün benim övünmeye ihtiyacım var…
Yarın, daha güzel bir yazı yazacağıma inanmak için…
Haaa unutmadan yazayım, gelen mesajların çoğunluğun da kitabım olup olmadığı soruluyor, hayır yok, belki olabilir değilim, Birde başka sitelere yazıp, yazmadığım, inanın sizleri çok seviyorum, çok yerlerden teklif gelsede ben Habercaddesi ailemi seviyorum, onlardan başka yerlerde çalışmayı düşünmedim..
Uzun yazdık değil mi, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlacakla
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ -YAZAR
Yazilarini keyifle okuyorum harika
Nuray eken
15-10-2024 09:16