Geçenlerde bir mesaj aldım, yazanın adı önemli değil, ama yazdıkları gözümü doldurdu.. şöyle yazıyordu :
“Esra hanım İzmir’den yazıyorum size, ben emekli Edebiyat öğretmeniyim, yazılarınızı zevkle okuyorum, mükemmel Türkçe kullanıyorsunuz, İlginç konulara değiniyor, toplumun kanayan yaralarına parmak basıyorsunuz, benim sizden bir ricam var. Toplumumuza yerleşmiş çok güzel bir Atasözümüz vardır (Meyve Veren Ağaç Taşlanır) derler… Aslında çok ta doğru bir söz, naçizane isteğim olarak Meyve Veren Ağaç Taşlanır atasözünü işleyen bir yazı yazmanız mümkün mü?…”
Cevabım hiç gecikmedi…
“Evet , niye olmasın ki, okurlarım benim baş tacımdır her zaman.
Yazdıklarım okunuyorsa ne mutlu bana değil mi ?
Konuya nereden girmeliyim diye düşünüyorum, düşünmesine de, her şey de sandığınız kadar kolay değil.
Kardeşlerimle sabah kahvesi için toplanmıştık, bana gelen bu mesajdan bahsettim , kardeşlerim beni her zaman takdir eder, bu konu ile ilgili de “ Sen bu konuyu yazarsın, hemde en güzel şekilde biz buna eminiz” dediler .
Bugün evden çıkmak istemedim, arkadaşımla telefonda sohbet ettik, yazacağım konuyu söylediğimde, bana tanıdığı bir Doktorla olan anısını anlattı olayı aynen aktarıyorum;
“Yıllar öncesinden tanıdığım iyi bir doktor vardı, fakir dostuydu, para kazanmak, zengin olmak gibi bir derdi yoktu. kısaca günümüzün Robin Hood’u diyebilirim. Bir kamu kurumunda çalışıyor artık emeklilik günlerini bekliyordu, iş çıkışı kendi muayenehanesinde fakirlerden bir lira dahi almadan onları muayene ederdi, hatta ilaçlarını kendi cebinden de karşıladığını gördüm, ama dedim ya fakirlerin dostuydu diye … Çevrede ki meslektaşları onu çekemediler, Sağlık Müdürlüğüne şikayet ettiler, tercih yapmak zorundaydı ya çalıştığı kurumdan ayrılacak, ya muayenehanesini kapatacaktı. Seçimini fakir halktan yana yaptı.
Kurumdan ayrıldı, çizgisini hiç bozmamıştı… Geçen günler onun için zordu aslında muayenehane kirası, elektrik, su derken bir zaman sonra giderlerinin altından kalkamamaya başladı ve muayenehanesini kapatmak zorunda kaldı.. Şimdi emeklilik maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışıyor…
Vay beeee dedim… Robin Hood’un hikayesini bilirdim, hatta arkadaşım onu da yazmıştı da, günümüzde kaldığını hiç sanmıyordum. İşte konumuzun ilham perisi geldi bile ne dersiniz !
Yazımı Akademik bir tanımlama ile anlatmaya devam ediyorum.
Güvenirliğine kesin inandığım TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğü ile başlamak isterim,
“Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırılır.” Anlamında kullanılan bir sözdür. Yani başarılı kimseleri kıskanarak kötü duruma sokmaya çalışırlar buna da Atalarımız “meyve veren ağaç taşlanır” demiştir.
O günden sonra “Meyve veren ağaç taşlanır” atasözünü çok sık kullanmaya başladım.
Benim fikrimi sorarsanız taşlanıyorsanız bilin ki doğru yoldasınız yolunuza geriye bakmadan hızla devam edin. Toplumda yer etmiş insanların takipçisi çok olur. Pozisyonu kimilerinin kıskançlık duygularının artmasına imkan açar. Tarih boyunca bu böyle gelmiş ve devam ediyor.
Tarih dedikte, tarihe bir dönelim, Nikola Tesla, Albert Einstein’ın “Deli” olduğunu ve insanları aldattığını düşünüyordu. Oysa 1921 yılında Albert Einstein, Fotoelektrik Etki Kanunu keşfi ve Teorik Fizik alanında ki çalışmasıyla fizik dalında Nobel Ödülü’ne layık görüldü.
Toplumsal olarak fayda sağlıyorsanız bunun karşılığında “Elinize sağlık” denilmesini beklemeyin. Beklenti içinde olursanız ciddi hayal kırıklığı yaşarsınız. Binlerce cevapsız sorular kafanızda çınlar durur.
Bu Atasözü, gözlemlere dayanarak söylenmiş ve öğüt verici nitelikte. Anlamlı değildir, demiyorum. Uzun zamandır düşünüyorum. Bilgili, başarılı ve yaptığı her işte güzel sonuçlar alan kişiler aşırı kıskanılıp laf atılınca bu atasözü sık kullanılır. Sen üretmeye devam et. Taş atsınlar. Kolunu kırsınlar. Dalını kırsınlar. Sen sesini çıkarma. Sus. Yaptığın işlerle cevabını ver. Kızma hemen… Meyve verdiğin için taşlanıyorsun. Sakın Vazgeçme! Bak diğer ağaç taşlanıyor mu?
Yahu neden taşlıyorsunuz güzelim ağacı, diyen yoktur
Sıradan, üretmeyen insanlarla uğraşan kişiler pek çıkmaz. Toplumda bir yer edinmiş, başarılı kişiler kolay hedef olur; saldırı ve gereksiz eleştirilere maruz kalır. Çünkü pozisyonu kimilerinin hasetlik, fitnelik duygularının artmasına neden olur..
Çok eskilere gidelim, hepiniz bilirsiniz, Habil ile Kabil meselesini.
Habil ile Kabil , Adem ve Havva’nın ilk iki oğludur. İlk doğan Kabil bir çiftçi, kardeşi Habil ise bir çobandır. Tanah’a göre Kabil, kardeşi Habil’i kıskandığından dolayı ona karşı kin ve nefret beslemiş, en sonunda da kardeşini öldürerek insanlık tarihindeki ilk cinayeti işlemiştir. Habil’in tek suçu ise meyveli bir ağaç olması; yani güzel bir ahlaka ve iyi bir inanca sahip olmasıdır.
Kısaca konunun bütüne bakacak olursak bence bunlar acizlik duygusu olan kıskançlığın son halleri. Yapılanı takdir et. Yapamıyorsan sus. Daha iyisini yap. Biz takdir edelim. Başarı dediğiniz şey gökten kucağınıza düşmez. Yüce gönül ve emek ister. Gönüllere taht kurmak içinde sevgi ve iyi niyet beslemek lazım. Çok çalışanı taşlamak yerine alkışlamanız gerekir. Haksızmıyım dersiniz ?
Bu yazımda kendini asla tanımadığım okurumun arzusunu yerine getirmiş oldum , başka bir yazıda buluşmak üzere hoş kalın, hoşça kalın sevgili okurlarım
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ.
Yorum Yazın