Habib BABAR
Sevgili okurlarım sizlerin yoğun isteği üzerine her olduğu gibi bu hafta da nostalji yazmaya karar verdim. Sizi yine çok eskilere götüreceğim.
Hayratlarımız vardı bir zamanlar. Paylaşımın hayırseverliğin, sembolü gibiydiler. Çoğunun üzerinde el yapımı güzel kurnalar olurdu. Kurnaların yanında demir bir zincirle çeşmeye raptedilmiş su tası, diğer deyimle maşrapa bulunurdu.
Hayratların yapım şeklinden, yaptıranın mali durumunu anlardınız. Çeşmenin duvarlarında yaptıranın veya adına yaptırılan kimselerin isimleri, isimlerin altında da veciz ifadeler yer alırdı. Ahmet efendi hayratı, Ayşe hatun hayratı veya genç yaşında onulmaz dertlere duçar olan Zeynel kızı Yanık Emine hayratı ve benzeri gibi. Altında da şöyle dizeler yer alırdı.
“İçin dostlar kana kana buyurun,
Dua edin bir Fatiha okuyun.”
Ya da;
“Doymadı hayata gitti kızımız,
İçin hayratından dinsin sızımız.”
Yine o yıllarda ağıtçılarımız vardı. Hatta onlara “destancı” da derdik. Yaşanmış olan acıklı bir olayı şiirsel bir şekilde yazıya döküp, matbaada süslü yapraklara bastırırlar, pazar yerlerinde veya kalabalık ortamlarda yanık sesleriyle bunları okurlar ve satışa arz ederlerdi.
Anne ve babalarımız hüzünlenerek aldıkları ağıtları evlerimizde ağlayarak okurlar, bizlere de okuturlardı. Bizler de ağıtçılar gibi okumaya gayret ederdik.
Buram buram Anadolu kokan hoyratlarımız, bozlaklarımız vardı.
Ama eskisi gibi ne okuyan kaldı ne de okuyabilen...
Fark etmeden öylesine güzel değerlerimizi kaybetmişiz ki, arşivlerde saklanır da olsalar, yaşanmayan, yaşatılmayan değerler bir bir yok oluyor ve olmakta. Bizler bunların en canlı şahitleriyiz.
Televizyonların olmadığı dönemlerde, gaz lambaları ve kandillerin
loş ışıkları altında yapılan gece muhabbetlerinin tadı hala damağımda. Ağzımız açık büyüklerimizin anlattıklarını hayranlıkla dinler, ufacık şeylerden mutlu olurduk.
Dönüp ardımıza baktığımızda kaybettiklerimizin farkına varırken
İçimi öylesine bir burukluk, bir hüzün kaplıyor ki, anlatamam!
O günlerin özlemini tüm benliğimde hissediyor ve yaşıyorum.
O sevgi, o saygı zamanla her şey gibi değişime uğradı. Değerlerimizden bir bir koptuk, koparıldık. O nostaljik ve mistik havayı solumamız artık mümkün değil.
Yeni neslin bunları tanıma ve yaşama gibi bir şansları yok.
Keşke olabilseydi.
Keşkelerimiz o kadar çoğaldı ki! Günden güne de çoğalmaya devam ediyor.
Hiç olmazsa elde kalanlara sahip çıkabilsek, örfümüzü, değerlerimizi yaşasak yaşatabilsek. Zararın neresinden dönsek kardır misali, sahip olduklarımızı kaybetmesek.
Bir yerlerden başlasak diyorum.
Yorum Yazın