İlk yapılan yanlışa KAZA,
İkincisine HATA,
Üçüncüsüne ise TERCİH denir…
Söyleyin bakalım şimdi suç kabakta mı ?
Tabiki suç kabakta değil, o kişidedir ama dilimize pelesenk olmuş bir deyimdir “Kabak Tadı Vermek”
T.D.K. sözlükleri şöyle yazar :
“Bıktırmak, usandırmak, sıkıcı olmaya başlamak, aşırı ısrarlarıyla sıkmak anlamında kullanılan bir deyimdir”
İyi güzelde bu deyim nereden gelmiştir derseniz.
Rivayet bu ya :
Fatih Sultan Mehmet bir medrese yaptırır. Öğrenciler bu medresede yatılı olarak kalmaktadırlar. Medresenin yemekhanesinde hergün üç öğün yemek verilmektedir.
Bir ara sürekli olarak kabak yemeği çıkmaya başlar. Her gün kabak yemekten usanan öğrencilerde bıkkınlık bıkarlar bu yemekten. Kendi aralarında sıkıcı bir durum yaşatan biri olduğu zaman, o kişiye “Kabak tadı veriyorsun” derlerdi. İşte böylece gelip yerleşmiş dilimize.
Oysaki Sonbaharın en güzel sebzelerinden biri de kabaktır.
Hani şu yabancıların 31 Ekim Cadılar Bayramı’nda (Halloween) üzerini oyarak yüz şekli verdikleri ’jack-o-lantern’ balkabağı.
Ya da bizim geleneksel kabak tatlımızın kabağı, yılbaşının vazgeçilmez tatlısı, hele ki üzerini ceviz ile süsleyip tahinde akıttığınızda nefis bir tatlı olarak çıkar karşımıza.
Kabağı severim lakin kabak tadı veren insanları hiç sevmem.
Bir arkadaşım varki sormayın. İki de bir arar durur “Esra reçel yapıyorum da, içine limon sıkayım mı ?”
Arkasından on dakika geçmeden yeniden telefon… “Esra haberin var mı? Aylin yeni bir arkadaş bulmuş, çocuk yakışıklı ama “
Tam yatacağım tekrar telefon… “Esraaaa filan kanalı açsana bak kimler var orada”
Avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor “Yeterrrrr… Kabak tadı verdin haaa” hadi gelde uyu bakalım şimdi, uyuyabilirsen.
Valla kim ne derse desin, bence bu tip kabak tadı veren insanlar bencildir ve yalnızca kendilerini düşünürler.
Misal bir yere misafirliğe, ziyarete veyahut başka bir sebeple 1-2 günlüğüne davet edilir giderler. Ama 1 ay kalmadan dönmezler. Her daim bahaneleri ceplerinde hazırdır. Eee kabak tadı verdirecek ya.
Çok da yüzsüz olur bu insanlar kapıdan kovarsın, camdan girer, camı kaparsın bacadan girer.
Suratına suratına söylersin kabak tadı verdiğini, salağa yatar anlamazdan gelirler.
Sen de insansın neticede ne yapacaksın pes edip kenara çekilirsin. İşte tam da o pes edip kenara çekildiğin an bu tiplerin zirvede halay çektiği andır.
Tabiri caizse arsızlaşırlar. Hah işte bir diğer özellikleri de arsızlıktır. Arsızlıktan ötürü olacak ki yaptıkları hareketleri kendilerince normal karşılarlar. Bir de mevzu “çıkar mevzusu” ise, hedefe ulaşmak için “her şey mübahtır “ kendine ucu dokunan işlerde panter gibi pençelerini gösterirken kendi işini gördüreceği yere kuzu kesilir bu tipler.
Bizim kabaklar da kendilerini acındırmayı pek iyi bilirler: İki damla gözyaşı, bir iki ses titretme hoop iş tamam! Dışarıdan baktığında "Ay ne fedakar insan bilemem kim için neler neler yaptı ama bir de onlardan gördüğü muameleye bak." dedirtecek şekilde de dışarıya acındırırlar kendilerini, öyle de kurnazdırlar.
Ayrıca hiçbir zaman söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmaz. Söylemde en doğruyu, olması gerekeni bilirken uygulamaya geldiğinde kulaklarının üzerine yatıverirler. Bu noktada edepsizliğe kayar durum. Bir de öyle edepli görünürler ki herkese toz kondurursun bir ona konduramazsın. Arkadaş, yılandan, çıyandan değil edepli görünüp edepsiz olandan, yüzüne gülüp arkandan dedikodu yapandan korkacaksın bu devirde.
Yüzüne güldükleri, beraber yiyip içtikleri insanları bir fesatlığa kurban ediverirler. Yaptığı işi, aldığı malı mülkü hesap eder kıskanırlar. İşleri yokmuş gibi başkasının borcunu, harcını düşünmeye başlar şaşıverirler, düne kadar canım dedikleri insanın edindiği mala mülke.
Şaşmayı çok iyi bilirler her şey bir şaşkınlık duygusudur onlar için. Çünkü şaşma duygusu fesatlığı gölgeler, adeta görünmez kılar. Onlar için iyi bir maskedir.
Günümüzde bunlar o kadar çoğaldı ki, bazen insan kendinden utanıyor.
Bu yazımı okuyanlarınız arasında “Eeee sende kabak tadı verdin ama, içimizi kararttın” diyenleriniz vardır illa ki olsun.
Bu kadar çok anlattıktan sonra canım kabak tatlısı çekmez mi, siparişi verdim geldi.
Gelde bu güzel tatlıyı afiyetle yeme şimdi.
Köşemizinde sonuna geldik, yeni bir yazıda buluşmak üzere, hoş kalın, hoşça kalın
ESRA SONGÜLER
Gazeteci - Yazar
“Kabak Tadı” başlıklı yazını bir çırpıda okudum; Hem bilgilendirici hem de keyifli bir üslupla kaleme almışsın. Deyimin kökenine dair verilen hikâye, kültürel bir zenginlik katarken, günümüzden örneklerle konunun bağlanması da oldukça başarılı. Mizahi ama aynı zamanda düşündürücü bir bakış açısıyla “kabak tadı veren” insanları anlatışın, beni ve okuyanı sıkmadan içine çekiyor diye düşünüyorum. Sonunda tatlıya bağlanması ise hoş bir dokunuş olmuş. Akıcı, eğlenceli ve gerçekçi anlatımıyla keyifle okunan bir yazı. Kaleminize sağlık Esra cığım!
Atila Dinçer
20-02-2025 11:06