Merhabalar, sevgili Haber caddesi okurlarım, yine balkonuma çıkmış, sade kahvemi yudumlarken, düşüncelere dalmıştım, bir yerde okumuştum, .'Felsefe, henüz kesin olarak bilinmeyen konular üstünde kafa yormaktır.' demiş ünlü filozof Bertnard Russell.
Daldan dala atlamak istemiyorum ama konumuz insan olunca, tabiki temamızda, Felsefe, olmalı çünkü Felsefe insan zihninin üzerinde düşündüğü tüm soru ve sorunlarla ilgilenir.
En çok da insan olarak varlığımızın amacı üzerine, insani değerlerimiz üzerine düşünmeyi öğütler.
Sahiden, insan nedir?
Amacımız nedir?
Neden varız?
Mesela Roma mitolojisinde Yeraltı Tanrısı Platon derki, “İnsan, toplumsal hayvandır.”
Ama bunu bir tık daha ileri götüren ünlü Yunan filozofu Aristoteles de derki “İnsan, düşünen hayvandır.”
insan ve onun mutluluğu üzerine düşündüm, en iyisi kaleme almak.
Bazen öyleleri ile karşı karşıya geliyorum ki, kimi Pollyanna’yı, kimi üç maymunu oynarken, “Herkes kötü, bir ben iyiyim” diyerek, günahını başkalarına yüklemekten zevk alıp, rahatlayanlar var, tüm bunların ne kadar saçma olduğunu bile bile gerisi geliyor zaten “Bundan böyle” diye başlayan cümlelerle değişime zorluyor kendini.
-Bundan böyle üç maymunu oynayacağım,
-Bundan böyle hiç kimseye güvenmeyeceğim” gibi şeyler.
Hatta gazeteci arkadaşımın beni çok güldüren bir sözü vardı, o da der ki, “İki göz birbirine inanmamış, Allah aralarına burun koymuş”
İnsan bu;
Ağlayan, gülen, düşünen, seven ve acı çeken.. Ya hep ya hiç, diye düşünmek ne kadar doğru? Kainatta ne kadar canlı varsa, onlara koyun sürüsüymüş gibi, topuna yöneltilen aynı kalıpta düşüncelerle hitap etmek!
Henüz yaşamadığın hayatın tümü hakkında, başında tutucu kararlar vermek. “Ölmek var, dönmek yok” gibi tutsak edici düşünceler. Oysa kan, can, et kemik ve sinirlerle kuşatılmış bir insan, niçin kendini şartlandırmayı seçip, bitmiş bir evrakı imzalar gibi “Şöyle olacağım, böyle olacağım” der?
Neticede bu kafayla mutlu olamayız, galiba mutluluk, hayatı gören, izleyen o pencerenin, mantık ve duygular tarafından müdahale edilmeden serbest bırakılmasıdır. Her fikir bize mahsus, bize dair olmalı, olanı görmek ve kabullenmek…Yoksa o sinirlerle kuşatılan insanda bir arıza yoksa eğer, etrafta olup bitenlere karşı tepki elbette şart.
İyiye teşekkür, kötülüğe tepki göstermek gibi şeyler.
Kimse benim hayatıma girip de kendi iznim olmadan, dilediği gibi maraton yapamaz tabi.
Yeter ki iyi niyet olsun, her insan, yanındakine karşı görevini layıkıyla yerine getirmiş olsa, yaşamak gerçekten cennet!
Bence mutluluk, herkesin içine eşit ve adaletle dağılmış olmasına rağmen, kullanmasını öğrenmekle ilgili bir şey. İlle ki isim vermek gerekiyorsa, sanırım bu “iç huzuru” olsa gerek..
İç huzur… İşte, dönüp dolaşıp aradığım tek anahtar, tek zenginlik bu.
Offf yine derinlere daldım, sizleri sıktım değilim, ama hayatın gerçekleri bunlar, neyse haftaya başka bir konuda buluşmak üzere kalın sağlacakla
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ-YAZAR
Yorum Yazın