Ne güzel de anlatmış Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiirinde.
“Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.”
Bakmayın siz “Yaş otuzbeş yolun yarısı eder” dediğine ünlü şairin, maalesef 46 yaşında Viyana’da ölümcül bir hastalıkla aramızdan ayrıldı.
Evet hayat bir maratondu ve bu maraton daha bebekken başlıyordu.
Minik bebek annenin kokusuyla onun memesini arıyor buluyor ve hayatını devam ettirebilmek için içgüdüsel olarak annesinin sütünü emerek hayat maratonununa başlamış oluyor.
Önce emeklemeler, ardından koltuklardan destek alarak ayağa kalkmalar, sonra yürümeler, ardından koşuşturmalar.
Bitmez bir koşuşturma… Karnı acıkır annesinin peşinden koşar, çişi gelir tuvalete koşar, zil çalar kapıya koşar, oyuncağını almak için odasına koşar, koşarda, koşar…
Kısacası hayat koşturmalar silsilesidir. Çocuk büyür, önce Anaokulu ile tanışır okulda yaşıtları vardır ve hayat maratonu orada da devam eder, bu seferde öğrenme yarışı başlar.
Renkler, Rakamlar, Şarkılar, Danslar, Oyunlar….
Anaokulu biter eh birazda büyümüştür artık, okul dönemi başlar, bundan sonraki okul koşuşturmaları yalnız değil anne baba ile birlikte devam eder.
Lise biterken, şimdi de dersanelere özel hocalara etütlere koşuşturmalar başlar.
Hayat mücadelesi devam eder.
Üniversite biter, bu kez iş koşuşturması başlar, hayatını idame ettirebilmesi için iyi bir iş bulmalıdır.
Aradığı işi bulur ama bu seferde yok sınavıydı, yok mülakatıydı bu da ayrı bir koşuşturma.
Ve sonrasında işe girer girmesinine de orasıda ayrı bir kurtlar sofrasıdır.
Bir hedefi vardır, oraya varmak hiçte kolay değildir gecesini gündüzüne katarak çalışır amacı başarıya ulaşmaktır bu da bir koşuşturmadır aslında.
İstediği başarıya ulaşırsa, işlerinde önemli bir kariyer elde eder.
Nihayet evlenme çağı gelmiştir, burada anneler sahneye çıkar.
Bir dedektif gibi araştırmalara başlarlar.
Falancanın oğlu Avukat olmuşta, bak kızım hayatını kurtar. Filancanın kızı çok güzelmişte, bak oğlum sana yakışır, tak koluna hayata birlikte adım atın falan filan. Adaylar hiç bitmez.
Evlilikte oldu…
Artık evinin sorumluluğu omuzlarındadır, birde çocukları oldumu, eh artık, mutluluk rüzgarları evde esmeye başlar.
Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken döngü devam eder. Çocuklar büyür aynı film yeniden başa sarılır.
Yaşlanmayla ilgili bir pişmanlık ta başlar.
“Keşke” der. “Keşke çocuk kalabilseydim keşkeee”
Ama neredee Cahit Sıtkı Tarancı demiş ya;
“Yaş otuzbeş, yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün” diye…
Henüz kırkları devirmiş ellilere girmiştir, sanır ki şiirdeki gibi daha yarısındayım.
Beden bu, o da yaşlanıyor, herşey gibi o da eskiyor, yıpranıyor. İşte yine koşuşturmalar başlıyor…
Aybaşı gelir emekli kuyruğu, emekli maaşını alınca kendini dünyanın en mutlu insanı sanır, ama yok hayır önce sağlık.
Şöyle bir oh deyip kahvemi yudumlayayım derken.
Ahhhh… Bel ağrısı, ayaklarda karıncalanmalar, unutkanlıklar, şunlar bunlar. Kısaca eskimeye başlamıştır bile.
Hastaneler de doktorlar evladıdır onun. Onlara hayat kurtarıcı olarak bakarlar ilaçlar, tedaviler şu bu derken artık yaşlanır.
O dünyaya getirip üzerine titrediği çocukları, bazen ebeveynlerini pamuklara sarar sarmalar, bazende maalesef hayırsız çıkar.
Hayat maratonunun sonuna geldiğinin farkındadır.
Yaşadıklarını şöyle bir kafasından geçirir mutlu güzel günler, pişmanlıklar, başarılar, başarısızlıklar, bazı şeylere geç kalmalar, bazı şeylerin erken olması bunların hepsini yaşamıştır.
Kısaca hayat buydu canım dostlarım, bu kadar basitti.
Doğumdan ölüme kadar geçen hayat maratonunu mutlu yada mutsuz geçirmek birazda kendi elimizde.
Bitiş çizgisine herkesin mutlulukla ulaşmasını diliyorum.
Bugünlükte bu kadar !.
Mutluluk ve sevgiyle kalın değerli okurlarım.
ESRA SONGÜLER
GAZETECİ -YAZAR
????❤️
Saadet Bayraktaroğlu
13-03-2025 22:37