“Eskiler alırım, haydi eskici
Eski halı, kilim, giysi alırım
Bir zahmet bana da uğra eskici
Acele edersen memnun olurum”
CEMAL SAFİ
Bu hafızamdan silinmeyen şiirinle seni saygı ile anıyorum.
Eskici dedikte, aklıma eski günler geldi.
Sokağımdaki asırlık ağaçların, Sonbahar da adeta dans eden kuru yapraklarının hışırtıları ile uyanmıştım, panjurları açtım, gelen sesi dinledim.
“Eskiler alırım, Eskiciiii “ diye bağırıyordu, sokağımdan el arabasını yokuş yukarı itmeye çalışan mahallemizde yıllardır dolaşan eskici, sağ elini yanağına götürdü yeniden bağırdı.
“Eskiciiiii!” Sesini herkese duyurmak istiyordu.
Sabahın ilk saatleriydi hava oldukça soğuktu. Soğuktan titreyen kediler ve köpeklerden başka sokakta kimsecikler yoktu. “Sabah sabah bu da nereden çıktı” dedim.
Eskici sokaklar arasında bağıra bağıra kayboldu. Bende sabah kahvaltımı yaptım, sütlü kahvemi alıp camın önünde koltuğuma oturdum.
Eskicinin sesi aklıma eski günleri getirmişti, ahh ne güzel günlerdi.
Neler geçmezdi ki sokağımızdan; çıngırağını aynı tempo ile çalan yoğurtçumu ararsınız,
“Boza bozaaaaa” diye kış günlerimizin vazgeçilmez içeceği boza satan bozacılarımı, ya poğaçacıya ne dersiniz, poğaça ile çay keyfi yapardık, vazgeçilmez ikiliydi bizler için , ah sokak lezzetlerinin tadı damağımda hala.
Ve vazgeçilmez yiyecek simit…
Ben hala simidi çok severim Bakırköy’ün sokak simitleri benim favorilerim arasında.
Biz de eski günler gibi eskimişmiydik neydi , eskiye özlem duyuyordum şimdi.
Çevremde benim ve birkaç önceki neslin dahi zaman zaman “Ah nerede o eski günler ah!” diye yakındıklarını sıkça duyuyor ve yaşamıyor muyuz?
Yıllar geçmiş, yaşlanıyormuyum neyim, artık yepyeni dijital bir döneme girmişiz, bas bir tuşa dünya ayağına geliyor, istediğin tüm müzikler, tiyatrolar, filmler, maçlar, konserler, tüm dünya şehirleri hepsi elinin altında ama özlem işte, geçmişe özlem..
Ve ertesi gün… artık akşam olmak üzereydi, mutfağa geçmiş, yemeğimin tadına bakıyordum ki, yine Eskicinin sesi sokakta yankılandı.
“Eskici, Eskici!” diye bağırdı tekrar, ama bugün iş çıkmayacaktı.
Zira akşam olmuştu, kimse eskilerinden vazgeçmek istememişti.
Aslında şimdilerde kendisi gibi eski alan yoktu. Yeni nesil hurdacılar ve giysiler için kumbaralar vardı.
Belediyeler bazı mahallelere ihtiyacı olanlar için ikinci el kumbarası koymuştu koymasına da içine gerçekten işe yarayan bir kıyafet atan var mıydı?
Bilinmez. Hurdacılar ise artık işlerine yaramayan hiç bir şeyi almaz olmuşlardı.
Bizim eskicinin kafası bile eskiydi, hala tahta el arabasıyla dolaşmaktan vazgeçmemişti. Eskiye ait ne varsa alıp satardı. Hayatını böyle devam ettirmeye alışmıştı. Arada bir aldığı eskileri karıştırır, işine yarayanları ayırır, kalanını hurdacılara ya da eskici dükkanlarına götürürdü. Pek çoğu işe yaramaz şeylerdi. Ama her eski bir hatıraydı, bir yaşamdı onun için…
Bazen sohbet ederdik “Ben olsam kolay vazgeçmem bana ait olanlardan” derdi. Keskin esen rüzgarla üşüdüğünü fark etti. Yakaları yıpranmış, kolları yamalı paltosunun önünü kapadı. Bunu da yaşlı bir kadıncağızdan almıştı.
“Gün bitti, gitme zamanı hadi bakalım,” dedi, kendi kendine, hızlı adımlarla evine doğru yol aldı. Tahminimce uzunca bir yolu vardı. Bütün gün pek çok sokak, cadde, mahalle geçerek buraya gelmişti. Parmak uçları soğuktan donmak üzereydi. Birisinin ona seslendiğini duydu. Çevresine bakındı. Karanlıkta kimseyi göremedi. Sesin geldiği tarafa yürüdü. Bir el onu çağırıyordu. Arabasını kenara bıraktı, koşar adımlarla sesin geldiği yöne doğru gitti.
“Kıyafet alır mısın? Yazık, çok yeniler, atacağım yoksa” dedi elindekileri umursamayarak… Kafa salladı. Kadın elindeki torbayı bıraktı. “Bir şey istemez, işine yararsa al” diyerek apartmanına girdi.
”Eyvallah” dedi , torbayı arabasına döktü. İçinde gömlekler, pantolonlar, bir çift ayakkabı ve bir de saat vardı. Gözleri ışıldadı adeta… Önce ayakkabıları denedi. Biraz sıkmıştı ama aldırış etmedi. Nede olsa ayağındakilerden yeniydi. Üstelik delik değillerdi. Arada bir bakarak gülümsüyordu. Şimdi soğuğun bir önemi yoktu. Mutlu olmuştu, arabasını iterek karanlıkta kayboldu…”
“Eskiler alırım Eskiciiiii”
Bu günlükte bu kadar. Hala kulaklarımda sesi kalmıştı… “Eskiler alırım Eskiciii”
ESRA SONGÜLER
GAZETECİ - YAZAR
Yorum Yazın