Bugünkü köşemize Mevlana’nın bilinen bir sözü ile başlamak istedim.
Bir sohbet toplantısında erenlerden biri dönüp Mevlana’ya “Bakmak ile Görmek” arasındaki farkı sormuş,
Mevlana’nın cevabı ise kısa ve net:
“Senin baktığına herkes bakıyor;
Ama ya görebildiğini herkes görebiliyor mu?
Aralarında ki tek fark, sensin.”
Bu yazıma bakmak ile görmek arasındaki farkı işlemekle başladık, eminim bazılarınınız ikisi arasındaki farkı bilmiyordur.
“Esra bunu nereden çıkarttın” demeyin, bu iki sözcük arasındaki farkı TDK sözlüğü çok da iyi ayırmış ve demişki ;
GÖRMEK:
Gözün ve beynin dış dünya ile ilgili ortaklaşa işlevleridir.
BAKMAK:
Görme esnasında organların pozisyonlarını ayarlamak için yapılan bir eylemdir.
Biraz kafanız karıştı değil mi, ben bunları kafanızı karıştırmadan, minik bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.
Rivayet bu ya; yola dizilmiş bir kervanda en önde giden katır daima başı yerde olduğu halde ikide bir tökezliyor, düşüp, yuvarlanıp ayağa kalkıyordu.
Katırın arkasından gelen develerin başları havada yolu hiç izlemedikleri halde tökezlemeden yollarına devam ediyorlardı.
Katır bu duruma çok üzülüp develerden birine sordu;
“Arkadaş bu nasıl iş? Sen başın havada bayır olsun, yokuş olsun en dar yollarda bile güzelce gidiyorsun, hiç yere kapaklanmıyorsun.
Bense, başım önde gittiğim halde tökezleyip duruyorum, neden böyle oluyor?”
Deve, katıra şu cevabı verdi;
“Benim başım dik, daima ileriden gelecek tehlikeleri görürüm ve ona göre tedbir alırım, bunun için yere düşmem. Sen ise, üç adım ileriyi göremiyorsun çünkü önüne bakıp duruyor, çukurları taşları önceden görmediğin için düşüyorsun sebep bundan ibaret.”
Çevremizde neler olup bittiğine bakarken çok yakınımızdaki çocuklarımıza resimler çizdirip bu resimleri kalp gözümüzle yorumlamaya çalışalım ya da gerçekten anlayan birinden yorumlamak için yardım alalım.
Onlar, bizlere söyleyemediklerini çizdikleri resimlerde söylüyorlar.
Onların her çizgisi, büyük anlamlar ifade ediyor.
Benim minik Beren’im var henüz üç yaşında Anaokuluna gidiyor, beni çok sever.
Öğretmeni çocuklara sevdiklerinizin resimlerini çizin diye ödev veriyor.
Beren’im de beni çizmeye çalışıyor. İşte bir yuvarlak, içinde kaş, göz, burun, ağız, kulaklar, boyun, saclarımı bile unutmamış…
Elbette çizilen çok komik ama o çocuğun hayal gücüne muhteşem bir çalışma diyebilirim.
Beren beni elbette hergün görüyor, ama resmini çiz deyince duygularıyla çiziyor.
Bakmak ve görmek aynı şey değildir.
Bu nedenle “Göz bakar ama beyin görür" diye bilimadamlarının sık kullandığı bir tabir vardır.
“Kör, görenlerin düşündüklerini görür.
Görenler, körün düşündüklerini göremez.” demiş Özdemir Asaf.
Ne güzel de anlam yüklemiş sözlerine.
Yaşamak, yaşamı sürdürmek, anlamak için bakmak yetmiyor.
Her koşulda bir de "görmek" gerekiyor. Görmek, bakmaktan çok, bakışa muhtaç aslında.
Bakmak için göz yeterli gibi gözükse de, görmek için göz yeterli değildir.
Bakan gözümüzdür, gören beynimizdir.
Ama beynin görme işlevi, ruhun ve bilincin etkisiyle biçimlenir. Daha doğrusu görmenin detaylandırılması bilincin etkisiyle başlar, görenin anlam bulacağı şekilde tanımlanması ise ruhun etkisiyle biçimlenir.
Bakmak şahitliği, Görmek ise derinliği ifade eder.
Bakmak bilinçli çaba gerektirir, bir göz harekedir.
Görmek ise bir şuur faaliyetidir.
Kısacası Bakmak bir eylem, Görmek ise fark etmektir.
Bu satırlarda Bakmak ile Görmek arasındaki farkı anlatmaya çalıştım, ne derece başarılı oldum bunun kararını siz değerli okurlarım verecek.
Son sözün ne Esra derseniz:
Bende Goethe’nin ünlü sözü ile bitirmek isterim
“Marifet güzeli görebilmek değil, Güzel görmektir”
Başka bir yazıda buluşmak üzere
Mutluluk ve sevgiyle kalın değerli okurlarım…
ESRA SONGÜLER
GAZETECİ -YAZAR
Esracim önce seni tebrik ederim güzel arkadaşım. Yolun açık olsun ?Baktığımız herşey etrafımızdaki objelerdir aslında . Ama görmek baktığımız her neyse onun özünde olanı anlayabilmektir kalbimizle çözüp beynimizle yorumlayabilmektir? sevgilerimle sağlıcakla kal
Sitare
04-03-2025 07:30