YAĞMUR VE BEN


DİLEK EJDER

Yağmurla benim aramda okur yazar ilişkisi olmuştur hep.

O söylemiştir ben okumuşumdur, ben söylemişimdir o okumuştur.

Birbirimizin lisanından aylıyoruz, şükür.

Onu çok seviyorum ve yağışını seyretmeyi hele hele çisesini pencereme vurmasını ve penceremin kenarında perdeyi aralayıp ona göz kırpmayı…

Ve hep bir hayalim olmuştur; yağmur yağacak ve ben saatlerce yürüyeceğim onun çiseleri altında..

Bunu hep öteledim; "Bi daha ki sefere, bida ki sefere"

Galiba suya aşığım ben; önce yağmura, sonra damlaya ve parçaları toplayıp bütünü oluşturan okyanusa aşığım.

Korkuyorum da üstelik, büyük sulardan.

Ben yüksekleri de seviyorum, en en tepeleri; ne zaman içimi öfke kaplasa, en tepelerde olmayı düşlemişimdir hep.

Korkuyorum da üstelik.

Galiba ben en çok da korkularımı seviyorum, korktuklarımı.

Gel gelelim hayalimle yüz yüze çarpıştığım güne; bir ikindi vakti misafirlikten dönüyorum.

Dışarıda deli divane bir yağmur, öfkeyi hüzne katmış hem nasıl yağıyor, nasıl.

Durağa yetişmem lazım, yoksa sırılsıklam olacağım.

Her zaman olduğu gibi yine yağmurla aramda bir lisan-ı hal başladı.

O sordu ben cevapladım, ben sordum o cevabını vermek yerine ardından sürükledi…

Tıpkı cangelistan bir gelin gibi.

Damlalarının bazıları şımarıklaştı, burnuma, kulağıma çiseleyiverdi.

Belli ki onlarında bana özlemi varmış.  

Biraz sonra gökkuşağı da eşlik etti yarenliğimize.

Ben sağa doğru gidecekken nasıl olmuşsa sola doğru yönelmişiiim! Hay Allah!

Üstelik bunu fark edemeyecek kadar gözlerim, dillerim damlaların lisanında.

Yollar bitti.

Aman Allah’ım burası neresi? Hiç bir ev yok; ne in, ne cin… Kimseler yok buralarda.

La havle vela kuvvet illabilahil aliyil azim.

“Bura nere?” dedim yağmura.

“Oha sen sanayi bölgesini bile geçmişsin” dedi

“Çı çı çı ohaymış, hem nasıl yani?”

“ Yanisi şu ca-nım, bu kadarda kör olunmaz ki”

 “Ne yani şimdi böylemi olduk?”

“He böyle olduk. Eh istersen birde araba çağırıp bırakayım evine ha ne dersin!”

“Hay Allah’ım havada kararmaya başladı! Üstelik ayaklarımda derman kalmamış! Ben nasıl yürürüm ki bu ayaklarla? Üstelik ne yana?

“Gel yağmur, gel sen beni yine yalnız bırakma, yine tut ellerimden de bırakıver gideceğim yere!”

“Ha şöyle.”

“Canım azarlayp yere vuran sensin, ben ne yaptım ki şimdi?”

“Yapma Di-lek yapma, ben senin yürek lisanını bilirim. İçinden kızdın bana; üstelik çocukluğundaki şimşek çakan geceleri, karanlık yağmurları hatırlayıp ürktün de az biraz!”

“Tamam ama kızdığım ve ürktüğüm sana değil, çocukluğumda bıraktığım şimşekli yağmurlara!”

“O yağmur ayrı ben ayrımıyım?”

“ Değil misiniz?”

 “Değiliz ya; biz bütünün parçalarıyız. Bak onca damla var ama bütünün adı yağmur. Sen damlaya değil bütüne bak!” Dedi yağmur.

Yok yok bu yol bitmez…

Bir “İmdat” çığlıkları!!! Oda ne? Ayaklarım başını kaldırmış isyanlarda…

 “Üüüf susun be, hiç sırası değil şimdi!”

“Ne zaman sırası olacak ca-nım, şimdi acımaktayım sen duymuyor musun beni?”

“Duymaz mıyım ukala; hem senle ben ayrımıyız ki, bütünün parçası değil miyiz?

Acımış mış sanki benden ayrı!”

Neyse ki; güzel ve içinde barındırdığı korkularla dolu yağmurla vedalaşıp dönüyorum evime.

Bu dönüşte heybeme aldığım şu oldu;

İnsan neyi isterse, o er veya geç oluyormuş; her şeyin bir zamanı var; sen iste ve zamana bırak… O sıralamaya koymuş olacak seni. Bekle. Sevgilerimle Dilek EJDER

 

 


12 Ağustos 2016 Cuma 19:09:31
1229 defa okundu
Paylaş :     Arkadaşına Öner


En Çok

Bu Hafta

Bu Ay

Tatile hazirlaniyor....



Warning: mysql_close(): 4 is not a valid MySQL-Link resource in /home/habercad/public_html/yazi.php on line 154